ANADOLU KÜLTÜRÜNDE SÖĞÜT AĞACI

“Böyle konuştu Apollon ve ellerini bağladı Hermes’in/ Söğütten yapılmış sağlam iplerle/ Ama ipler düştü yere ve ayaklarının dibinde hızla büyüdüler/ Birbirine dolaşarak yere kök salan söğütler/ Hızla sarıp sarmaladılar ve aldılar içlerine her şeyi…”(7)

ANADOLU KÜLTÜRÜNDE SÖĞÜT AĞACI / HASAN TORLAK

Botanik biliminde Salix olarak adlandırılan söğüt ağacının en eski arkeolojik kalıntıları, Anadolu Neolitik Çağ yerleşimlerinde bulunmuştur: Malatya’nın 40 km kuzeydoğusunda MÖ 7500 lere tarihlenen Caferhöyük Neolitik yerleşimi çevresinde derelerde söğütler bulunmaktaydı. Bu çağda söğüt yakacak olarak kullanılmıştı (1). Söğüdün bilimsel adında da yer alan ve Latince’de Sal hecesiyle başlayan bitkiler genellikle hastalıklardan kurtarıcı ve tıbbi açıdan önemli bitkiler olup, bu bitkilere genelde kadınsı özellikler de atfedilmektedir. Hititçe’de sal determinatifi kadını işaret eder. Latince’de Salutaris şifalı, Salvia ise “şifa veren, iyileştiren” anlamlarına gelmektedir.


Bir Ege Türküsü’nde “Söğüt de Efem yar sensin”, bir başka türküde de “Söğüdün erenleri / koyverin gidenleri” denmektedir. Dolayısıyla kendi alanlarında yükselmiş, ahlaki yönden toplumca önder kişilerin sembolüdür söğüt ağacı. Anadolu’nun ilk yazılı metinlerinin sahibi olan Hititler, ŞİŞİYAMMA adını verdikleri söğüt ağacından ilaç elde etmişlerdir (2, 3). Anadolu’da olduğu gibi İran ve Kafkas kökenli topluluklarında da söğüt kutsal bir ağaçtı. MÖ 8-7. yüzyıllarda Anadolu’yu kasıp kavuran İskitler hakkında Herodot, İskitler’in yere koydukları söğüt dallarıyla geleceği gören kahinleri olduğunu söylediğinden (4) söğüt dallarının antik Anadolu’da kehanet amacıyla kullanıldığı anlaşılmaktadır. İlginç olan husus bu uygulamalardan 1500 yıl sonra da Mevlana’nın Mesnevi’sinde “Parlak güneş benimle tutulsun… söğüdün sırrı açıklansın” demektedir (5). Söğüdün antik dönem Anadolu’sunda kehanet amacıyla kullanılması, kehanetten sorumlu Anadolu tanrısının Apollon olması, ayrıca Apollon’un aynı zamanda güneşi sembolize etmesi, söğüt bağlantılı kehanet-güneş-Apollon kültü uygulamaları konusunda ipuçları taşımaktadır. Ayrıca Salix viminalis ve S. caprea gibi söğüt türlerinin Anadolu’da antik dönemden beri sepet yapımında kullanılması (6, 14), sepetin antik Yunanca’sının da mystica olması, söğüt ağaçları ile kehanet ve gizem kültleri arasındaki bağlantıların ipuçlarındandır. Nitekim kehanetin Tanrısı Apollon ile ilgili ilahilerde de söğütten bahsedilmektedir: Bir Apollon ilahisinde; Apollon’un Hermes’in ellerini söğütten yapılmış iplerle bağlaması konusunda “Böyle konuştu Apollon ve ellerini bağladı Hermes’in/ Söğütten yapılmış sağlam iplerle/ Ama ipler düştü yere ve ayaklarının dibinde hızla büyüdüler/ Birbirine dolaşarak yere kök salan söğütler/ Hızla sarıp sarmaladılar ve aldılar içlerine her şeyi…” (7) denilmektedir. Görüleceği üzere söğüt, gerek antik dönemde gerekse İslamiyet Anadolu’sunda içinde bilinmeyeni saklayan ve kehanet ile ilişkilendirilen bir ağaçtır. Gerçekten de genellikle bir dere veya göl kenarında yetişen salkımsöğütlerin (S. babylonica), dallarının altına saklananları göstermediği ve gizlediği görülür. Söğüt ağacının bu özelliğinden dolayı onun kehanet ile ilgili ritüellerde kullanıldığını anlaşılmaktadır. Antik dönemde söğüdün kehanetle ilişkilendirilmesinin ikinci bir sebebi de kehanet ve tanrısal esini yaratan doğal unsurlardan birinin sular ve su kaynakları olması (9), suyun hemen yanıbaşında da söğüt ağaçlarının da yetişmiş olmasıdır. Söğüt sudan ayrılamaz bir ağaçtır, kehanet de suya bağlı olduğuna göre söğüdün kehanet ve Apollon ile ilişkilendirilmesi kaçınılmazdır. Nitekim Türkçe’deki “su” kelimesi ile “söğüt” kelimesinin benzer ses tınısını vermesi de bunu gösterir.

Apollon ve kehanet ile bağlantılı olsa da söğüt antik inançlarda kadın tanrıçaların, özellikle de Apollon’un ikiz kardeşi Artemis’in sembolüdür, Artemis’e özgülenir. Özellikle aksöğüt Salix alba’nın yapraklarının gümüş rengi, tanrıça, kadın gizemleri ve ay ile ilişkilidir. Antik büyü dünyasında söğüdün gezegen karşılığı ay ve elementi de sudur (8). Arta (su) ve Mis (kadın) kelimelerinden köken alan, ay, su ve nemin tanrıçası Artemis’in doğum günü 6 Mayıs’tır. Günümüz Anadolu’sunda 6 Mayıs’ta Hıdrellez olarak adlandırılan, aslında Artemis şenliklerinin devamı olan kutlamalarda söğüt ağaçları önemli bir yer tutar. Örneğin; Edirne’de yapılan Hıdrellez kutlamalarında, genç kızlar sabah erken saatlerde Meriç Nehri kıyısında yer alan Söğütlük denen asırlık anıt söğütlerin bulunduğu alana giderler, burada söğüt dallarına adaklar takarlar, kırmızı kurdeleler ve krepler bağlarlar, kızlar söğüt ağacına adaklar adarlar; koparılan söğüt ağacı ve dallarından yapılan bebek, araba, ev (sahip olunmak istenilen şeyler) biçimlerinde nesneleri gül ağacı altına bırakırlar. Bu kapsamda söğüt dalları arabaların cam sileceklerine takılıp konvoylar oluşturulmakta, evlerin kapı tokmakları da söğüt dallarıyla süslenmekte, söğüt yaprakları suya konulup çocuklar bu suyla yıkanmak suretiyle çocukların sağlıklı olması amaçlanmakta, söğüt bereketin sembolü olarak görülmektedir. Hıdrellez’de sabahın erken ışıklarıyla, güneş doğmadan su kenarlarına gidilmesinden amaçlanan, gün doğmadan tanrıça Artemis’in suda oluşturduğu gümüşi görsel ışıltılı bir ortamda yine gümüşi renkli söğüt dallarıyla şenliğin başlatılmasını sağlamaktır. Hıdrellez’deki söğüt ağacı ile yapılan uygulamalar, antik dönemden günümüze kadar süregelen söğüt kaynaklı büyü ve ayin uygulamalarının devamıdır. Kültürel süreklilik, söğüdün kadınsı ve gümüşi dallarına takılmıştır bu kez.

Söğüdün Tanrıçası Artemis adına inşa edilen ve antik dünyanın yedi harikasından biri sayılan klasik Efes Artemis Tapınağı’nın tasarımında arı kovanı örnek alınmış ve tapınak kovanın işlevine göre tasarlanmış idi. Tanrıça Artemis’in Melissai (arılar) denilen rahibeler topluluğu, Essenes (erkek arılar) denilen hadım rahipleri vardı (10). Peki arıların da tanrıçası olan Artemis’e aynı zamanda söğüt ağacının da özgülenmesinin temelinde hangi nedenler yatmaktaydı. Artemis’e söğüt ağacının özgülenmesinin nedenlerinden biri ağacın suyla ilgili olması ve gümüşi-kadınsı rengi dolayısıyladır. Kentin de koruyucu tanrısı olan ve başındaki kule kent koruyucusu olduğunu ortaya koyan Artemis’in rahip ve rahibelerine arı adı verilmesi, onların arılarla özdeşleştirilerek tapınağının arı kovanı formunda inşa edilmesinde söğüt ağacının ne gibi bir fonksiyonu olmuş olabilir?

Arılar söğüt ağacından “propolis” adı verilen, arı kovanında yapı malzemesi olarak kullanılan koyu sarı-kahverengi renginde sakızımsı bir madde elde ederler. Propolis’in antik Yunanca’daki anlamı ‘Kent için’, ‘savunma için’ dir. Günümüz Ege’sinde bu maddeye “Prebolu” veya “diribal” denir. Tanrıça Artemis’in başındaki kule, kenti (Polisi) simgeler, bu kule onun aynı zamanda kentleri koruyucu tanrıça olduğunun göstergesi olup Artemis’in sembolü de arıdır. Artemis, arılarının söğüt ağacından elde ettikleri propolis sayesinde kenti (kovanı) korur. Artemis’in kenti koruyucu özelliği ile arıların kovanları söğütten elde ettikleri propolis vasıtasıyla koruma özellikleri özdeşleşmektedir (11). En önemli kaynaklarından biri söğüt ağacı olan propolis, aslında bitkilerin kendilerini korumak için salgıladığı reçinemsi maddenin bal arıları tarafından kendi çıkarlarına kullanılması, kovan yapı malzemesine dönüştürülmesi olup antimikrobiyal bir maddedir. Roma’da propolis ağrı azaltıcı, yara iyileştirici olarak, Eski Mısır’da ölülerin mumyalanmasında, Hipokrat’ta deri hastalıkları, ülser ve sindirim rahatsızlıklarında kullanılmıştır. 12. yüzyıl Avrupa’sında propolisten ağız, boğaz enfeksiyonları ve diş sağlığında yararlanılmıştır (12).

Yüzyıllardır bitki uzmanları, arıların kovanlarını işgalcilere ve istenmeyen enfeksiyonlara karşı nasıl güçlendirdiğini büyülenerek izlemişlerdir. Arılar, kovanlarını söğüt gibi bitkilerden topladıkları ve propolis ya da arı zamkı olarak bilinen yapışkan bir madde ile mühürler. Kovanda yakalanan böcekler ya da minik hayvanlar, arı tarafından sokulur, sonra propolis ile hareketsiz hale getirilirler, fakat ilginç bir şekilde vücutları çürümez. Eğer çürüselerdi, kovana enfeksiyon saçarlardı. Hipokrat gibi antik çağ doktorları, arı propolisinin özel bir dezenfektan etkiye sahip olduğu sonucunu çıkardılar ve cilt yaraları ile mide ülserleri için reçete ettiler. Propolis, 1. Dünya Savaşı sırasında, antibiyotik öncesi dönemde ve penisilinin nadir bulunduğu II. Dünya Savaşı sırasında savaş alanlarında yaraların tedavisinde kullanılmıştır. Bilimsel çalışmalar, Hipokrat’ın zamanının ilerisinde olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Propolisin içindeki maddelerin geniş ölçekli hastalıklar üreten mikroplara karşı etkili olduğu gösterilmiştir. Propolis, hem vücut dışında hem de vücut içinde hastalıklarla savaşı destekler. Gargara olarak kullanıldığında iyileşmeyi desteklerken boğaz ağrısını rahatlatabilir. Propolis cilt yaralarını iyileştirir, uçuk yaralarında ağrıyı hafifletir ve iyileşmeyi destekler; propolis merhemi ve ağız gargarası dişeti enfeksiyonları ve boğaz ağrıları ile savaşabilir; hastalık yapan mikroorganizmalara karşı etkilidir, bağışıklık sistemini destekler (13). Antik dönemde arıların söğüt ağacından propolis elde ettikleri, bu maddenin ilginç bir şekilde ölen canlıların çürümesini önlediği, dolayısıyla tanrısal bir madde ve ölümsüzlükle ilişkili olabileceği düşünülmüş, bu sihirli maddenin kökeni olan söğüt ağacının da doğaüstü gücün kaynağını teşkil ettiği düşünülmüş olmalıdır. Günümüz Anadolu’sunda söğütle ilgili halk tıbbı uygulamalarının binlerce yıldan bu yana süregelen ilaç mirası olduğu düşünüldüğünde söğüde karşı oluşturulan kutsiyet düşüncesinin temellerinde onun tıbbi uygulamalarının da olduğu görülecektir.

Bolu dolayında söğüt yapraklarından hazırlanan dekoksiyon romatizma tedavisinde; Trabzon dolayında ise aynı karışım böbrek kumunu düşürmek için dahilen kullanılır (16). Ankara-Haymana’da söğüt kabukları suda haşlanır ve bu suyun içinde banyo yapılarak bedendeki sorunlar giderilmeye çalışılır (18). Vatanı Türkiye, Avrupa ve Asya olan keçisöğüdü Salix caprea’nın kabuğu “kinin” yerine kullanılan “salicine” denilen bir madde içerir ve bu madde sıtma tedavisinde kullanılır (15). Bu ağaç ayrıca, öksürük, bronşit ve romatizma tedavisinde halk ilacı yapımında kullanılır (16).

Vatanı Anadolu ve Batı Asya olan aksöğüt ağacı Salix alba’nın kabuğu, ateş düşürmek, baş ağrısını hafifletmek ve artritli eklemlerdeki şişme ve ağrıları azaltmak için kullanılmıştır. Aksöğüt kabuğu üzerindeki çalışmalar sonucu, bugün aspirin olarak bilinen asetilsalisilik asit adlı sentetik bir ilaç üretilmiştir. Mide tahrişine neden olabilen aspirinden farklı olarak ak söğüt, gerçekte sindirim sistemine iyi gelen tanenler içerir. Aspirine mükemmel bir alternatif olan aksöğüt kabuğu, iltihaplanmayı ve ateşi düşürür, ağrıları iyileştirir, nevralji için yararlıdır, romatizma ve artrite bağlı şişmiş eklemleri iyileştirir (13). Aksöğüdün kabuğundan yüzyıllardır ateş düşürücü ve ağrı kesici yapılmaktadır (8). Aksöğüt ağacı, günümüzde Anadolu’da romatizmada, kan şekerini düşürmede ve ateşi düşürmede kullanılmaktadır (16, 17). Aksöğütte (Salix alba) bulunan asetilsalisilik asit yüzyılın harika ilacı olarak bilinen Aspirine ağrı kesici özelliğini verir. Tıbbi özelliğinden dolayı, bir organı ağrıyan evcil hayvanlar içgüdüsel olarak söğüt ağacının yapraklarını yerler, ağrılarını dindirirler. Amasya’nın Merzifon İlçesi dolayında aksöğüt ağacından, iltihaplı yaralara karşı ilaç yapılmaktadır (19). Gümüşhane dolayında Salix triandra (Badem yapraklı söğüt) ateş düşürücü olarak kullanılır. Aynı yörede Salix alba, yatıştırıcı, kuvvet verici, ateş düşürücü ve romatizma ağrılarını giderici olarak kullanılır (20). Batı Anadolu Bölgesi’nde Salix alba’nın kabuklarından elde edilen sulu karışım romatizma ağrılarını giderici ve ateş düşürücü olarak kullanılmaktadır (21).

S. caprea (Keçisöğüdü), S. babylonica (Salkımsöğüt) ve S. fragilis (Gevrek söğüt) adlı söğüt türleri üzerine oluşan bir böcekten kudret helvası denen tatlı bir yiyecek elde edilir. Antik dönemden beri bu şekilde ağaçlardan kudret helvası eldesi ve böcek bilinir. Bazı modern kaynaklar ise bu şekerin yapraklar ve genç sürgünlerden sızan şekerli özsu olduğunu söylemektedir (22). Üzerinde bahse konu helva benzeri tatlı yiyeceklerin oluştuğu ağaçlar, antik dönemlerden beri Anadolu ve Ortadoğu kültürlerinde kutsal bilinmiş, hatta bu tür ağaçların tanrı ile kulları arasında iletişim sağladığı düşünülmüştür. Söğüdün tıbbi kullanımlarının yanı sıra, Tanrının sevgili kullarına söğüt ağacıyla tatlı bir yiyecek hediye etmesi, şekerin çok kıt ve değerli olduğu eski çağlarda söğüdün kutsiyetini pekiştiren bir başka özelliğidir.

Orta Asya Türk kültüründe söğüt ağacının özel bir yeri vardır: Türkmenler’de “Sövüt”, Kırgızlar’da “Sögöt”, Yakutlar’da “üöt” olarak adlandırılan söğüt ağacı Türk lehçesinin ortak isimlerinden biridir. Türk kültüründe önemli bir yeri olan söğüt, yiğitlerin gölgesinde oturdukları, çadır diktikleri kutlu ağaçlardandır. Söğüt daima evin önünde bulunur, evin ağacıdır. Çuvaşlar tarafından kutlanan Paska gününde söğüt dalları havada sallanarak kötülükler köyden kovulur. Saha Türkleri söğüt ağacına çocuğun eşini (son, plasenta) nı asarlar. Söğüde küçük kuşlar yuva yapmayı sevdiğinden söğüde annelik kutunun sindiği düşünülür. Söğüdün kutu insana girdiğinde insanın çok duygulu, çocuksever ve evcimen olacağına inanılır. Salkım söğüt tanrının kırbacıdır. Kamlar, kullandıkları Calbır’ı (yedi yerinden at kılıyla bağlı söğüt dalı) salkım söğütten yapmaktadırlar. Saha Türkleri salkım söğüde ana kutu’nun sindiğine inanırlar. Bu kut insana sindiğinde insan çok nazik ve keskin zekâlı olur. Türk masallarında kötü insanlardan kaçan çocuklar söğüde sığınırlar. Türk kültüründe aksöğüt, kız çocuklarının simgesidir. Aksöğüt esnek bir ağaçtır. Aksöğüdün kutunun girdiği insanlar yükselmeye çalışır, esnek, munis ve zeki olur. Söğüt dalından yapılan küçük nal çocukların üzerine takılırsa onları nazara karşı koruyacağına inanılır (23).

Osmanlı Beyliği’nin kalbi de Söğüt’tür. Söğüt’e adını veren de mutlaka kutlu bir ağaçtır. Toroslar’da Koca Söğüt Dedesi, Erzincan’da bulunan “Gobu söğüt”, bulunduğu yere kut veren ve hastalıklara şifa veren ağaçlardır. Karaman-Ermenek dolayındaki Dede yatırının bulunduğu yerdeki söğüt ağacı göbeği çıkan çocuklar ile hastalanan kadınlar tarafından ziyaret edilmektedir. Erzurum Hınıs’ta bulunan “Tek Söğüt” ağacı kutsal sayılır ve insanlar ağaca bezler bağlarlar, ağaca kimse zarar vermez. Divriği’nin İmirhan Köyü’nde öksürüklü çocuklar yaşlı söğüt ağacının gövdesinde açılmış delikten geçirilir. Konya Sarıveliler köyünde ulu bir söğüt ağacı vardır. Çocukları fıtık olanlar burayı ziyaret ederler. Ağacın bir dalını kesip tekrar yeniden sararlar, eğer söğüt ağacı tekrardan yaprak açarsa hasta olan fıtıklı çocuğun iyi olacağına, dal kurursa o çocuğun öleceğine inanılır (23). Günümüz Anadolu’sundaki Sıraç kültüründeki giysiler üzerinde söğüt yaprağı motifi bulunmaktadır (24).

Görüleceği üzere gerek aksöğüdün gümüşi renkleriyle gerekse saçlarını suya daldıran salkımsöğütle, ayrıca kurtarıcı ve sağaltıcı özellikleriyle her dönemde kadınsı ve kadınlarla özdeşleşen ağaçlardandır söğütlerimiz. Onlar, hep koruyucu, kurtarıcı, kötülüklerden saklayıcı olmuştur. Binlerce yıldan bu yana Anadolu insanının bilerek, hayvanlarının ise içgüdüsel olarak hastalıklarında ilk koştuğu, dertlerine derman aradığı bir ağaçtır o. Anadolu uygarlıklarının söğüt ağacı ile ilgili tıbbi deneyimleri günümüzün ilaçlarından aspirinin keşfedilmesini de sağlamıştır. Vücudun ağrılarını dindiren, mikrop öldürücü özler içeren, bu özelliklerini sadece insanları değil Anadolu kültürlerinde derin izler bırakan arıların evleri kovanları korumakta da gösterdiğinden antik dinsel inanç kültlerinde önemli değerler atfedilen söğüt ağaçlarımız her dönemde iyileştirici, koruyucu ve kurtarıcı olmuştur. Anadolu kültürlerini derinden etkileyen söğütlerimizden bir bölümü de dünyada sadece Anadolu’ya özgü lokal endemik söğütlerdir. Tehlike altındaki lokal türlerimiz Salix trabzonica (Trabzon söğüdü), Salix rizeensis (Rize söğüdü) ve mavimsi yeşil yapraklı Salix purpurea. subsp. leucodermis (Denizli söğüdü) ile 2008 yılında Pozantı’da bir dere yatağında keşfedilen Anadolu söğüdü Salix anatolica, bu topraklardan boy veren su perileri gibidirler, onlar suyun ve suya gümüşi pırıltılar saçan ayın Tanrıçası Artemis’in Anadolu’daki yansımalarıdırlar.

Kaynakça:

1- Mehmet Özdoğan, Nezih Başgelen; Türkiye’de Neolitik Dönem, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, 2007
2- Hayri Ertem, Boğazköy Metinlerine Göre Hititler Devri Anadolu’nun Florası, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara, 1987
3- Turhan Baytop; “Türkiyede Tıbbi ve kokulu Bitkilerin Kullanılışına Tarihsel Bir Bakış”, Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Bülteni, Temmuz 1994, sayı:10
4- Julian Baldick, Hayvan ve Şaman, Hil Yayınları, İstanbul-2011
5- Mevlana, Mesnevi-i Şerif, Koordinatör Nihat Öztoprak, Tercüman Süleyman Nahiti, İstanbul, 2007
6- Necati Güvenç Mamıkoğlu, Türkiye’nin Ağaçları ve Çalıları, NTV Yayınları, İstanbul, 2007
7- Ayşe Eti Sıra, Homeros İlahileri, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, 2008
8- Ellen Dugan (Çev: Selim Yeniçeri); Bitkisel Büyü, Shambala Kitapları, İstanbul, 2008
9- Prof. Dr. Nuran Şahin, “Pagan İnancının Kehanet Merkezi Klaros”, Aktüel Arkeoloji Dergisi, Temmuz-Ağustos 2011
10- Doç Dr. Ömer Çapar “Helen Mitoslarında Doğulu ve Anadolulu Unsurlar”, Uluslar arası 1. Hititoloji Kongresi Bildirileri (19-21 Temmuz 1990)
11-Hasan Torlak, Mecit Vural, Zeki Aytaç, Türkiye’nin Endemik Bitkileri, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2010
12- Ömür Gencay Çelemli, Aslı Özkırım, “Bal Arılarından Gelen Sağlık: Propolis”, Tübitak Bilim ve Teknik Dergisi, Eylül 2011
13- Dr. Earl Mindell (Çev: Yeşim Özkardeşler Şallı), Mucize Bitkiler, Prestij yayınları, İstanbul, 2003
14- F. Ertuğ, D. Tümen, A. Çelik, T. Dirmenci; “Buldan (Denizli) Etnobotanik Alan Araştırması” TÜBA Kültür Envanteri Dergisi 2/2004
15- Ersin Yücel; Ağaçlar ve Çalılar, Eskişehir, 2005
16- Ertan Tuzlacı, Şifa Niyetine; Türkiye’nin Bitkisel Halk İlaçları, Alfa Yayınları, İstanbul, 2006
17- Şinasi Yıldırımlı; “Munzur Dağlarının Tıbbi ve Endüstriyel Bitkileri” Fırat Havzası tıbbi ve Endüstriyel Bitkiler Sempozyumu, 6-8 Ekim 1986, Fırat Üniversitesi Yayını, Elazığ, 1991
18- Fulya Sarper, Galip Akaydın, Işıl Şimşek, Erdem Yeşilada; “Ankara İlinin Haymana İlçesinde Etnobotanik Bir Saha Araştırması”, Türk Botanik Dergisi, 33 (2009)
19- Nurten Ezer, Öykü Mumcu Arısan; “Merzifon yöresinde Halk İlaçları”, Türk Botanik Dergisi 2006/2
20- A. Kandemir, O. Beyzaoğlu; “Köse Dağları’nın (Gümüşhane) Tıbbi ve Ekonomik Bitkileri, SDÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi, 6-3 (2002)
21- Hüseyin Fakir, Mehmet Korkmaz, Bilgin Güller: “Medicinal Diversity of Western Mediterennean Region in Turkey”, JABS, Journal of Applied Biological Sciences 3(2), 2009
22- Priscilla Mary Işın; “Kudret Helvası Göklerden Yağıyor mu”, Dokuzuncu Tıp Tarih Kongresi Sunum Metni, Erciyes Üniversitesi, 24-27 Mayıs 2006
23- Pervin Ergun; Türklerde Ağaç Kültü, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2004
24- Dr. Orhan Yılmaz; Sıraçlar, Veni Vidi Vici Yayınları, Zile, 2009
25-Hasan Torlak, “Anadolu Kültüründe Söğüt Ağacı”, Yolculuk Dergisi, Kamilkoç Yayını, Ağustos 2012

Metin ©Hasan Torlak (İsimsiz ve izinsiz alıntılamayınız!)
Yazarın kitaplarına internetten ulaşabilirsiniz.
Fotoğraflarda kaynak bilgileri mevcuttur.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s