ANADOLU KÜLTÜRÜNDE ZEYTİN AĞACI

01-03-09-_-a-kadir-bekci

Zeytin neden barışın sembolüdür. Halk hekimliğinde yatıştırıcı, tansiyonu ve kan şekerini düşürücü olarak kullanılır. Savaşı başlatan hiddeti engelleyen bir ağaçtır zeytin. Felsefe ve bilgelikle de özdeşleştirilir. İşte böyle sihirli bir ağaçtır. Bahçenizden zeytin ağacını, mutfağınızdan zeytinyağını, kitaplığınızdan ise bilimi ve felsefeyi eksik etmeyin, sükûnet ve bilgelikle bekleyin, bilgi ve cesaretin gücüyle karanlıklar mutlaka çıkacaktır aydınlığa.

‘ÖLMEZ AĞAÇ’ ZEYTİN / HASAN TORLAK

Zeytin, çok uzun süre yaşayabilen, 10-15 metre boylanabilen ve her dem yeşil bir ağaçtır. Ülkemizde iki çeşit zeytin yetişmektedir. Bunlardan birincisi delice adı da verilen yabani zeytin Olea europaea var. sylvestris’tir. Bu çeşit ancak aşılandığı takdirde verimli olur. İkinci çeşit ise Olea europaea var. europaea, sıkça rastlanan kültür zeytinidir. Birçok zeytin ağacı yaşlandıkça kendi etrafında dönmeye başlar ve gövdesi bir vida görüntüsü kazanır. Yaprakları mızrak biçimindedir. Yapraklarının üst yüzeyi koyu-parlak yeşil, alt yüzeyi gümüşi renklidir. Zeytin çiçekleri çok küçük olup sarımsı beyazımsı renkte, güzel kokuludur. Eylül-Aralık ayında olgunlaşan meyveler, önce yeşil renkli, sonra mavi-siyah renkli olmaktadır. Akdeniz bitki örtüsü makinin en karakteristik türlerinden olan zeytin bitkisi, Akdeniz ikliminin görüldüğü, güneşli, sıcak ve ılıman bölgelerde yetişir. Toprak bakımından seçici olmayan zeytin, sıcaklığa, kuraklığa dayanıklı olup, aşırı soğuklara karşı hassastır (1).

a-kadir-bekci_1

Zeytin’in ilk defa Anadolu’nun güneydoğusu, ülkemizin Doğu Akdeniz bölümü ile Suriye’de kültüre alındığı düşünülmektedir. Batı kültürünün önemli bir kaynağı olan Yunan mitolojisinde ise zeytinin Tanrıçası Athena’nın Atina kentine isim vermesi, zeytinin Yunanistan veya Ege’den köken aldığı yanılgısını doğurabilmektedir. Mitolojide Atina şehrine isminin verilmesi tanrılar arasında bir müsabaka sonucu olmuştur: Zeka tanrıçası Athena, yaldızlı mızrağını yavaşça yere dokundurmuş, oradan dalları pıtrak gibi olgun meyvalarla dolu gümüş yapraklı güzel bir zeytin ağacı bitmiştir. Bu ağaç barışın sembolü olarak kabul edilmiş, Poseidon’un insanlığa hediye ettiği at ise insan ölüleriyle dolu savaş meydanlarında harp arabalarını sürükleyeceğinden hiçbir zaman zeytin ağacı kadar faydalı görülmemiştir. Gerçekten barış, insanlar için savaştan hayırlı görülmüş, tanrılar heyecanla Athenayı alkışlayıp, şehre onun ismini vermişlerdir. Athena antik mitolojide “gökgözlü” olarak anılır. Zeytin meyvesinin de hasat öncesinde gök (mor) rengini aldığı bilinir. Günümüzde “gözünün yağını yerim” “zeytin gözlüm” deyimlerinin Athena’nın gözü ile zeytin ilişkisinden kaynaklandığı düşünülebilir. Ayrıca zeytin yaprağının mızraksı görünümü de ikonografide Athena’nın elinde tuttuğu mızrağın kaynağı ve nedeni konusunda ipucu vermektedir. Anadolu arkeolojisinde çoğu arkeoloğun da gözünden kaçan bir husus vardır. Anadolu’da Athena kutsal alanları ve tapınakları zeytin ağacının yetiştiği bölgelerde kurulmuşlardır. Zeytin ağacı bölgesi dışında da antik Yunan kentleri bulunmakla birlikte buralarda zeytin yetişmediğinden Athena kültü ve tapınaklarına da rastlanmaz. Dolayısıyla bitkinin yetiştiği coğrafya, o bitkiden köken alan inanç ve kültürün de sınırını çizmektedir. Zeytin’in ilk kültüre alındığı Neolitik çağda bu kültürel sınır, ülkemizin de bir bölümünü içeren Güneydoğu Anadolu ve Doğu Akdenizi kapsamaktaydı.

a-kadir-bekci_2

Bitkilerle özdeşleşen Tanrıçaların çıkış yerleri de aslında bitkinin dünyaya yayılış yeridir. Bu düşünceyle iz sürmeye başladığınızda; zeytinin Anavatanı’nın Adana’yı da içine alan Doğu Akdeniz sahili, Güneydoğu Anadolu ve Suriye olduğu, örneğin Bronz Çağında Şanlıurfa’nın kuzeyindeki bir yerleşimin adının “Adena” olduğu (2); günümüz Adana’sının kökeninde de yine Bronz çağındaki Adanava ismi ve Luvi Tanrıçası Atha/Ada olduğu görülecektir (27). Dolayısıyla zeytinin ve zeytin kökenli kültür ve inançların çıkış yeri de Anadolu’dur. Bundan ötürü Tanrıça Athena’ın çıkış yerinin Yunanistan değil, Anadolu olması ve Athena kelimesinin kaynaklarından birinin de Adana olması gerekir. Nitekim Herodot “Bütün tanrı isimleri Yunanistan’a Mısır’dan gelmiştir” diyerek Athena’nın kaynağının Yunan anakarası olmayıp Ortadoğu kökenli olduğunu teyit etmektedir (3). Mersin ilinde yer alan Elaiussa Sebaste antik kentinin adı Helenistik dönemde Elaiussa olarak biliniyordu. Elaiussa kelimesinin anlamı ise “zeytin” di. İşin ilginç yanı Athena adının kökeninde yer alan Geç Hitit (Luvi) Tanrıçası Ada’nın antik çağda bu kentin kurulduğu yarımadaya verilen bir isim olmasıdır (28). Dolayısıyla Egeli Athena’nın ilk işaretleri, Zeytin’in anavatanı olan Anadolu’nun Doğu Akdeniz bölgesinde kendini göstermişti.

Zeytin’in meyve vermesi için 15 yıl geçmesine ihtiyaç olması, bu sırada ağacın korunmaya ihtiyaç göstermesi nedeniyle zeytin yetiştiriciliğinin göçebe toplumları yerleşik hayata geçirmeye neden olduğu düşünülmektedir (5). Nitekim yerleşik hayatın fitilini ateşleyen tarım bitkilerinin verimli hilal bölgesinde kültüre alınması ile zeytinin de bu hilalin kuzeybatısından köken alması, MÖ. 5000 lerde bu yörede evcilleştirilmesi, zeytinin Neolitik devrim ve onun kültüründeki rolünü ortaya koymaktadır. 2009 yılı Mersin Yumuktepe kazılarında MÖ 5300 lere tarihlenen geç neolitik çağ mezarlarından birinde ölen kişinin mezarının başında zeytin çekirdeği bulunmuştur (25). Athena-Poseidon hikayesinde görüldüğü gibi zeytini insanlığa hediye eden Athena’nın bu hediyesi uygun görülüp, Atina’ya onun ismi verilmek suretiyle göçebeliğin sembolü olan at yerine yerleşikliğin sembolü zeytin tercih edilmiştir (7). Binyıllardır kutsal bir ağaç ve meyve olarak nitelenen zeytin birçok kültürde barışı temsil etmektedir. Bin yıl kadar yaşayabilen zeytin ağacı Anadolu’da “ölmez ağaç” olarak nitelendirilir (6).

a-kadir-bekci_3

Zeytin meyvesi dünyanın en değerli meyvelerindendir. Bu nedenle eski uygarlıkların kültür ve mitolojisinde önemli bir yere sahiptir. Zeytin, sahip olduğu zengin yağ miktarı nedeniyle çok besleyicidir. Ayrıca zeytinyağı birçok hastalığın tedavisinde binlerce yıldan beri kullanılan bir halk ilacıdır (1). Hititler zeytine SERDU veya ZERTUM derlerdi. Hatti ülkesinde zeytinyağı lamba ve meşalelerin yakılmasında kullanılırdı. Zeytinyağı, ritüellerde, kült değeri olan nesnelerin ve tanrılara sunulan tören ekmeklerinin yağlanmasında kullanılırdı (24). Zeytinin Akadcası da Zertum’dur. MÖ 2000-1200’lerde Çukurova’da zeytincilik yapıldığı Hitit metinlerinden anlaşılmaktadır. Hitit yazışmalarında zeytin ağacı GIŞ.AGİS olarak da adlandırılmakta olup anlamı “Yağ ağacı”dır. MÖ 1300’lerde batan Uluburun batığında nar, üzüm, incir ve bademle birlikte zeytin de bulunmuştur (7). İlyada’da Homeros, genç erkeklerin giysilerini parlak göstermek için zeytinyağı ile yağladıklarını, ayrıca ölü yakma törenlerinde de bir küp dolusu zeytinyağı kullanıldığını belirtmektedir (5). Dört mevsim parlayan yeşil-gümüş yaprakları ile yerleşiklik, huzur ve barışın simgesidir zeytin. Yaprağının dışı koyu yeşil içi ise gümüşi tüylerden dolayı gümüşi renklidir. Zeytin, emek ve sabrın ürünüdür. Zeytin ağacı ve zeytin yağı iyilik, soyluluk ve azmin sembolüdür. Eski Romalılar zeytine “yedi canlı” anlamına gelen “Vivax Olivia” derlerdi (7). Yabani zeytin ağacı, orman yangınlarında yanan alanda birkaç ay içinde yeniden yeşerir. Bitkinin topraküstü kısımları yansa da toprak altı kısımları ölmemiştir, yaşamaya devam eder. Bu türden bitkilerin yangına eğilimli ekosistemlerde kalıcılıkları çok yüksektir (11). Günümüzde de zeytine ölmezağacı denmesinin nedenlerinden biri ağacın hayata bağlanmadaki bu inatçı özelliği ile birlikte binlerce yıl yaşayabilmesidir.

Pagan inançların dinsel törenlerinde zeytinin meyvesi tanrılara sunulurdu Yunanca Elaia kelimesinin anlamı zeytin olup kökeninde Samilerin “ulu” kelimesi yatar. “Ulu” Samilerde zeytini simgeler. Mısır piramitleri ve Yunan tapınakları zeytin yağının ışığıyla aydınlatılırdı. Zeytin ağacı öylesine kutsaldı ki tapınakları aydınlatmakta kullanılacak yağın elde edileceği ağaçları yetiştirme ve meyvelerini toplama işini elini karşı cinse sürmemeye yemin etmiş bakire genç kız ve genç erkeklerden başkalarının yapması yasaktı. Troya savaşı kahramanı Akhilleus’un atlarının yelesine zeytinyağı sürülürdü. Yunanlılar zeytin ağacından tanrı ve tanrıça heykelleri yapmışlardır. Apollon ve Artemis’i doğuran Leto’nun yaptığı gibi tanrıçalar çocuklarını hep zeytin ağacı altında doğururlardı. Antik Yunan’da erkek çocuğun doğumu, evin kapısının üzerine asılan zeytin çelengiyle çevreye duyurulurdu. Roma İmparatorluğu’nda zeytin, hikmet tanrıçası Minerva’nın ağacıydı. Roma’da savaştan galip dönen imparatorun başına zeytin dalından bir taç konur, rakibini öldüren gladyatörün başına da benzer bir taç takılırdı. Roma askeri geçit törenlerinde de askerler başlarına zeytin dallarından yapılmış taçlar takarlardı (7). Antik Yunan’da evlenmeden ölen erkekleri kutsamak amacıyla onları gömmeden önce bedenlerine zeytinyağı sürülürdü (13). Diğer bir ifadeyle zeytin antik düşüncede adanmışlığın ve arınmışlığın da sembolüydü.

a-kadir-bekci

Antik dönem sikkelerinde de zeytin motifi sıklıkla kullanılmıştır. Sadece Ege-Akdeniz antik şehir devletlerinde değil, zeytin yetişen Karadeniz kıyı kentleri sikkelerinde de bu motif dikkat çekmektedir. Antik dönemde Bartın ırmağının suladığı alan zeytinliklerle kaplıydı. Bundan dolayıdır ki Amastris’liler kendi sikkeleri üzerinde nehir tanrısı Parthenios’un elinde zeytin ağaçlarını betimlemişlerdir. Kentlerin bereketliliklerinin sikkeler üzerinde gösterilmesi durumu Karadenizdeki kentlerde kendisini göstermiştir (10). Antik çağda zeytin Athena’ya özgülenen bir ağaç olmasına rağmen, suyun ve ayın tanrıçası Artemis’in de en sevdiği ağaçlardan birisiydi. Bunun nedeni, zeytin yaprağının gümüşi rengidir. Geceleyin ay ışığının suyun yüzeyinde yansımasıyla oluşan gümüşi renk zeytin yaprağının da rengidir. Gümüş ve gümüşi renkler antik kültlerde hep tanrıçalarla ilişkilendirilmiş, özellikle de Artemis’in göstergesi sayılmıştır. Zeytinin Artemis ile ilişkilendirilmesinin diğer bir nedeni de bu tanrıçanın doğum günü olan 6 Mayıs’ta zeytin ağacının mis kokulu çiçekleriyle donanmış olması olmalıdır.

Antik dönemin zeytinle ilgili en ilginç kültürel uygulamalarından biri felsefe uğraşının zeytin ağacına bağlı oluşudur. Antik çağ filozofları okullarını zeytin ağacı bahçelerinde kurarlar, derslerini ve felsefe söyleşilerini de zeytin ağaçları altında yaparlardı. Örneğin Platon tarafından kurulan Akademia, Atina şehrindeki bir zeytin bahçesi içerisindeydi. Bunun nedeni bu okulların Bilgelik Tanrıçası Athena’ya adanmış olmasıydı. Zeytin de Athena’nın ağacı olduğundan bilgi seven insanların toplantı ve binaları zeytin bahçelerinde gerçekleştirilirdi (12). Antik Yunan felsefe merkezlerine bakıldığında hemen hemen tamamı zeytin yetişen, Athena tapınaklarının olduğu kent ve bölgelerde kurulmuştur (Milet, Atina, Efes, Assos, İzmir gibi). Zeka tanrıçası Athena’ya zeytinin olmadığı coğrafyalarda tapınılmadığı gibi, günümüz bilimi ve felsefesinin kökenlerinin de kaynağı zeytin bahçeleri idi. Ama zeytin neden bilgelik tanrıçasına adanmıştı? Biraz daha sabır!

Zeytin’in de köken aldığı Ortadoğudan çıkan üç semavi dinin kutsal kitaplarında da zeytinden bahsedilir: İncil ve Tevrat’ta zeytinden bahsedilmekte ve ayrıca zeytin kelimesi Kuran-ı Kerimde altı defa geçmekte ve “kutsal ağaç” olarak zikredilmektedir (9). Tevratta; Hz. Adem’in ölümünden hemen önce Tanrıdan merhamet yağını dilediği ve bunun için de oğlu Şit’i görevlendirdiği, Şit’in Cennet bahçelerindeki iyilik ve kötülük ağacından üç tohum aldığı ve babasının ağzına koyduğu, Adem gömüldükten sonra tohumların yeşererek zeytin, sedir ve selvi ağacına dönüştüğü belirtilmektedir (4).Yumuktepe Neolitik kazılarında mezarlarda zeytin çekirdeği bulunması ile bu söylencenin benzer olması, zeytin merkezli güçlü bir kültürel sürekliliği de göstermektedir. Tevratta; zeytinyağının kandillerde yakıldığı söylenir. İsrailoğullarının tanrılarına yaptıkları adaklarda, ince çekilmiş undan yapılan adağın üzerine zeytinyağı dökülmekteydi. Hıristiyanlıkta; Aramice Zeit denen zeytin, kimilerine göre işkenceyle öldürülen İsa’nın gözyaşlarını çağrıştırmaktadır. Hıristiyan adlandırmasının kökeni olan Christ sözcüğünün kökeni Yunan’ca “aziz” “sevgili” ya da “yağ” demek olan khrisma’dan türetilmiştir. Hıristiyanlıkta zeytinyağı, yeni doğanların vaftiz töreninde kullanılan kutsal bir yağdır. Kiliseler zeytinyağı ile aydınlanırdı. Krallar, rahipler ve hastalar zeytinyağıyla kutsanırdı (7).

Kur’anı Kerim Nur Suresi; “Allah gökyüzünün nuru olandır. Sanki mimber üzerine konmuş çerağdır. Billur bir kandil üzerinde yıldız gibi parlamaktadır. O çerağın yağı mübarek bir ağaçtan çıkar. O mübarek ağaç zeytin ağacıdır. O çerağın yanına ateş dokunmasa bile kendi kendine uyanıp nur saçar. O, nurların üstünde bir nurdur. Allah insanları o nur ile doğru yola iletir”. Kuran’da Tin (incir) suresinde “And olsun İncir ve zeytin” e denir. Müminun suresinde de zeytinyağından bahsedilir; “Sina Dağı’nda yiyenlere yağ ve katık olan zeytin ağacından var ettik”. Abese Suresinde; “Üzüm ve yoncalar, zeytin ve hurma ağaçları, nice çalılar bitirdik” denilmektedir (7).

2009_-a-kadir-bekci

Bektaşilikte zeytin meyvesi insana, yetiştiren de Tanrıya benzetilir. Zeytin yetiştirmenin meşakkatli olması nedeniyle onu yetiştirene verilen Zeyyad, Allah’ın isimlerinden biridir (Zeyyad: Bereketlendiren, çoğaltan, ziyade eden). Arapça’da Zeyyat ise “yağ çıkaran” demektir (7). Anadolu Türk kültüründe insanın yağının tükenmesi, ölmesi mahvolmasıyla özdeşleştirilir. Ünlü deyişimiz “Haydar Haydar” da “Tükendi fitilim, eridi yağım…” sözleri ölümü ve hastalığı anlatır.

Zeytin, barış, bereket, güç ile dinsel inanışlarda “günahlardan arınmış olma”nın sembolüdür. Tufanın sonunda bir güvercinin Nuh Peygambere bir zeytin dalı getirmesi her şeyin yeniden rahat ve huzura dönüştüğü anlamında yorumlanmıştır. Yahudi ve Hıristiyan geleneğinde zeytin ağacı sürekli bir barış sembolü olmuştur. Ortaçağda zeytin ağacı altın ve aşkın da sembolüydü. İslam’da da peygambere ve evrensel insana adanan bir ağaç değerini taşımış ve dünyanın mihveri olarak kabul edilmiştir. İsa’nın üzerinde çarmıha gerildiği haçın zeytin ya da sedir ağacından yapıldığı sanıldığından bu iki ağaca Hıristiyan dindarlar büyük saygı duymaktadırlar. Zeytin ağacının bereketin sembolü olmasının nedeni, onun gövdesinden tutun da meyvesinin çekirdeğine varıncaya kadar hemen her parçasından yararlanılmasından kaynaklanır. Zeytin yağının kandillerde yakılması dolayısıyla onun ışıkla ortak bir yönü de bulunmaktadır. Zeytin İslamda kutsal görülen en önemli ağaçtır (14).

Hem pagan tapınakları hem de 3 semavi dinde tapınaklar zeytinyağı yakıtı kullanılan kandillerle aydınlatılırdı. Zeytin çekirdeklerinden tespih yapılması da zeytinin binlerce yıldan bu yana kutsallığının sonuçlarındandır. Osmanlı döneminde camiler zeytinyağı konulan kandillerle aydınlatılır, oruç da günümüzde yapıldığı gibi zeytinle açılırdı. Hatay insanı zeytine “Hz. Muhammed’in nuru” der, İznikliler de “zeytin cennetten çıkmıştır” derler (7, 16).

Zeytinin kutsal sayılmasının ve derin kültürel etkilerinin temelinde, zeytin ağacı ve zeytinyağının tıbbi amaçla kullanımı ve insan metabolizmasına etkileri de önemli rol oynar. Zeytin ağacından Hititlerden bu yana ilaç elde edilmektedir (23). Zeytinyağı yara merhemlerinin yapımında kullanılır. Zeytinyağı, damar sertliği ve kalp krizine karşı etkilidir. Mide asitlerine ve ülsere karşı, mide çeperini yani mukozayı korur. Safra kesesini dinlendirir. Safra taşının oluşumunu önler. Karaciğeri ve idrar yollarını korur. Şeker hastalığına karşı etkilidir. Vücudun insüline karşı direncini azaltır ve tedavinin etkili olmasını sağlar. Bağırsak kanserini önleyici etkisi vardır. Tansiyona karşı zeytin yaprağı çayı içilir. Romatizma ağrılarına karşı dövülmüş kuru defne yaprakları zeytinyağı içinde dövülüp macunlaştırılır. Sonra da ağrıyan yerin üzerine konur. Deri yırtılmaları ve kesiklerde zeytinyağı yara merhemi yapımında kullanılır. Soğuktan dudakların çatlamaması için zeytinyağı sürülür. Zeytinyağı tentürdiyotla karıştırılarak piyasada satılan mevcutlarından çok daha ucuz ve sağlıklı bir güneş yağı elde edilebilir (7). Zeytin yapraklarından elde edilen kalsiyum elenolate virüs, bakteri ve mantarları yok etme özelliğine sahiptir. Zeytinyağının içerdiği E vitamini insan hücrelerinin yenilenmesine katkıda bulunmakta ve yaşlanmayı geciktirmekte, beyin fonksiyonları üzerindeki yıpratıcı etkiyi azaltmakta ve cildi güzelleştirmektedir. Zeytinyağının diyabetli hastaların kanındaki şeker oranını % 12 oranında azalttığı tespit edilmiştir. Yüksek tansiyonu tolere etmekte, kan damarlarındaki pıhtılaşma riskini azaltmakta, mide asidini azaltarak gastrit ve ülserlere karşı koruyucu özelliği bulunmakta, çocuklarda kemik ve diş gelişimini arttırmaktadır. Bu yağın yaşlılarda kemik erimesini azalttığı, kanser tümörlerinin oluşumunu engellediği, radyoaktiviteye karşı vücudu koruduğu, kandaki kötü kolestrolü azaltıp iyi kolestrolü yükselttiği, karaciğer ve kalbin dostu olduğu, sindirim sistemini düzenlediği, kandaki zararlı maddelerin vücuttan atılmasını sağladığı tespit edilmiştir (9).

a-kadir-bekci_4

Zeytin yaprağı çayı, halk hekimliğinde iştah açıcı ve idrar söktürücü özelliğinin yanısıra, aynı zamanda şeker hastaları için de kullanılmaktadır. Zeytin yaprağı Almanya’da kalp-damar hastalıklarında, Fransa’da idrar yolları ve sindirim sistemi hastalıklarında kullanılmaktadır. Slovenya’da tansiyon düşürücü, İsviçre’de ise sinirsel kalp hastalıklarında kullanılır. Zeytin yaprağı çayı antibiyotik ve antioksidan özelliklere sahiptir. Zeytin yaprağı kan şekerini düşürmekte olup bunun etken maddesinin zeytin meyvesi ve yaprağına acı tadı veren “oleuropein” adlı maddeden kaynaklandığı tespit edilmiştir (15). Uşak’ın Eşme ilçesinde zeytin yaprağı şeker hastalığına karşı kullanılmaktadır; yaprakları kaynatılarak suyu içilir. Bodrum yöresinde zeytin ağacının yapraklarından hazırlanan özsu içilerek, tansiyon düşürücü ve şeker hastalığının tedavisinde (Kan şekerini düşürmek amacıyla) kullanılır. Körpe yaprakları zeytinyağı ile karıştırılıp elde edilen karışımdan merhem yapılarak haricen yara ve yanık tedavisinde kullanılır. Zeytinyağı ineklerin gözüne sürülerek göz hastalıklarının tedavisinde kullanılır, bu işlem sırasında yapraklar ağızda çiğnenerek ineklerin gözüne doğru püskürtülür. Yapraklarından elde edilen mavimsi gri renk halı ve kilim ipliklerinin boyanmasında kullanılır (16). İşte mavi-mor elbiseler giyen gökgözlü Athena’nın ve bilge felsefecilerin neden zeytin ağacı ile ilişkilendirildiğinin yanıtlarından biri: Zeytinden elde edilen mavi neyi sembolize eder bilir misiniz? Ya da bilgelik ile mavi giysili veya gökgözlü olmak arasında ne tür bir bağlantı olabilir? İşte yanıtı: “Mavi, bilgeliğin, erdemin, güven ve huzurun rengidir. Bağlılık ve vefa duygularını harekete geçirir. Güç ve asaletin rengidir. Koyu mavi bilgi, güç, bütünlük ve ciddiyet; açık mavi sağlık, iyileşme, maneviyat ve huzur anlamlarını taşır” (17).

Antalya dolayında kültür zeytini Olea europa var. europa nın yapraklarından hazırlanan sulu karışım dahilen yüksek tansiyona karşı kullanılır. Aydın yöresinde zeytin gövdesinden akan akma (özsu) kurutulduktan sonra susam taneleri kadar parçalara ayrılır, hergün birer adet yutularak kan şekerini düşürücü olarak kullanılır. Balıkesir dolayında yapraklarından hazırlanan sulu karışım dahilen vücuttaki yağ bezelerinin yok edilmesi amacıyla kullanılır. Çanakkale’de zeytin yapraklarından hazırlanan sulu karışım dahilen kan şekerini düşürücü olarak kullanılır. Aynı yörede taze meyveleri dövülüp haricen yara tedavisinde kullanılır. Mersinde yapraklarından hazırlanan sulu karışım dahilen tansiyon düşürücü olarak kullanılır. İstanbul dolayında zeytin yapraklarından hazırlanan sulu karışım kan şekerini düşürücü olarak kullanılır. Trabzon dolayında zeytin meyveleri, çekirdeği ile birlikte ezildikten sonra sıcak havlu arasına konulup haricen tatbik edilerek ağrı dindirici, romatizmal ağrı ve şişliklerin giderilmesinde yararlanılır (18).

a-kadir-bekci_5

Bodrum yöresinde “zeytinkeli”, “delice” veya “deli zeytin” olarak adlandırılan O. europaea var. sylvestris in filizleri şifalıdır. Filizler kurutulup adaçayı gibi demlenir, günde 2-3 kere içildiğinde tansiyonu düşürür. Yaprakları kaynatılarak şeker hastalıklarında içilir. Aynı yörede “zeytin” O. europaea var. europaea dan elde edilen zeytinyağı doğumu kolaylaştırmak için sürülür, paslı çivi battığında batan yere zeytinyağı sürülür ve yanan bir cisim dayanıncaya kadar çivi yarasına yaklaştırılır (19). Bahse konu “zeytinkeli”nin sürgünlerinden hazırlanan sulu karışım, Bodrum yöresinde kan şekerini ve tansiyonu düşürücü olarak kullanılır. Zeytinkeli’nin körpe sürgünleri, kıyılmış tütün gibi jiletle veya bıçakla kazınır, biraz zeytinyağı ile karıştırılıp merhem yapılır ve haricen yara tedavisinde kullanılır.Yaprağı ağızda çiğnenip, sığırların gözüne püskürtülerek, iltihaplı gözlerin tedavisinde kullanılır. Datça yöresinde zeytinkeli yapraklarından hazırlanan sulu karışım dahilen kolestrol düşürücü ve tansiyon düşürücü olarak kullanılır (18). Günümüz Batı Anadolu’sunda yabani zeytin olarak bilinen Olea europae var. sylvestris in yapraklarından elde edilen karışım hipertansiyon, yüksek ateş, kabızlık, şeker hastalığı ve damar sertliği hastalıklarında halk ilacı olarak kullanılır (20). Sakarya’nın Geyve ilçesi köylerinde Olea europa’nın yaprakları yaraların iyileşmesi için yara bölgesine sarılır (21).

Olea europea nın özellikle yaprakları idrar söktürücü, ateş düşürücü ve iştah açıcı olarak kullanılır. Bazı bölgelerde şeker düşürücü olarak da kullanılan zeytin yaprağı safra kesesi rahatsızlıklarına da iyi gelmektedir (22).

Hem pagan, hem tektanrılı dinlerde yoğun bir etkisi görülen zeytinin geçmiş Anadolu uygarlıkları ve günümüz Anadolu insanının büyü uygulamalarında kullanılması da kaçınılmazdır: Anadolu uygarlıklarında zeytinin büyü amaçlı kullanılmasını ilk kez Hititlerde görmekteyiz: Hitit Bereket Tanrısı Telipinu’nun hiddetinin teskini ve onun tekrar dönmesi için yapılan büyüde hoşa gidici ve yumuşatıcı meyvelerden zeytin sunusu yapılmaktadır. Bu uygulamalarda “Nasıl ki zeytin meyvesinde yağ saklıdır” gibi kelimeler kullanılmaktadır. Zeytinyağının yumuşatıcı etkisinin kızan ve hiddetlenen Telepinu’yu da yumuşatması beklenmektedir (8). Anadolu’da kötülükleri etkisiz hale getirmek için zeytin ağacının dalı evin bir yerine konur. Zeytin dalı ayrıca nazar değmesine karşı kullanılır. Birine gönlünü kaptıranlar, kırk zeytin yaprağının üzerine sevdiğinin anasının ismini yazar, bunu yaparken dua okunur, okunan yapraklar bir tasın içine konur ve birer birer ateşin içine atılır (7). Fethiye dolayında, evlilik çağında kızı olan anne, deniz kenarında bin zeytin yaprağına dua okudukça denize atar ve niyet eder. Duanın sözleri; “Süp süp süphan, mührü Süleyman. De yidina Muhammed, kulun dardadır, yetiş ya Muhammed” şeklindedir (26). Bu büyü uygulamasıyla evde kalan kızın bahtının açılarak evleneceğine inanılır.

Yine zeytin ağacının dünyaya yayıldığı çekirdek coğrafyada bulunan Kıbrıs’ın Türk kesiminde zeytin yaprakları tütsü olarak kullanılmaktadır. Misafir olarak gidilen bir evde, ev sahibinin zenginliğine göre gümüş, bakır veya toprak buhurdanlıklar ve bazen de bir yemek kevgiri üstüne konan ateş üstüne atılan zeytin yapraklarıyla misafirler tütsülenir. Bu tütsü daima, yemek yiyen, oturan, otomobillerden inen misafirlere yönelik olarak kadınlar ve kızlar tarafından yapılmaktadır. Tütsü kabları estetik açıdan güzel olmalıdır. Tütsü kabı misafirin yanaklarına, yüzüne doğru yaklaştırılır. Misafirler de hafif dumancıkları ellerine yüzlerine ve vücutlarına doğru çekerler. Yapılan bu tütsülemede “Kul’eüzü’ler okunmakta ve bu işlem “nazar” için yapılmaktadır (26). Osmanlı döneminde, 16. yüzyılda yaşamış Zembilli Ali Efendi’nin mezarını ziyaret edenler de mezara zeytinyağı dökerlerdi (7).

Kıbrıs’ın kadın ve kızlarınca zeytin’in nazar değmesi için kullanılması ile antik mitolojide gökgözlü olarak adlandırılan Athenanın sembolünün zeytin olması, ayrıca semavi dinlerde zeytinyağının gözyaşıyla özdeşleştirilmesinin de bir bağlantısı olmalıdır. Günümüzde de insanların gözleri zeytinlere benzetilerek “zeytin gözlüm” veya “gözünün yağını yerim” deyimlerinin hep zeytinle göz (nazar) özdeşliğinden kaynaklanmış olabileceği düşünülebilir. Yine zeytinyağından yakılmasından elde edilerek tapınakları aydınlatan kutsal ışığın (nur) un da günümüzde gözle ilgili bir deyim olan “gözümün nuru” ile bir bağlantısı olmalıdır.

Günümüzdeki zeytinle ilgili inanç ve büyü uygulamalarından da görüleceği gibi zeytin hala kadın ve kızlarla ilişkilendirilmektedir. Aynı antik dönemde bu eşsiz ağacımızın Athena ile özdeşleşmesi, Artemis’in gözdesi olması, kadınların zeytin ağacı altında doğum yapmaları gibi. Anadolu’da kültürel sürekliklik yine zeytin ağacı dallarına tutunarak binlerce yıl öncesinden günümüze kadar gelmiştir. Zeytine bağlı kültürel sürekliliğin bu kadar güçlü olmasında onun binlerce yıla ulaşan, toprağa ve yerele bağlılıkla özdeşleşen, yerleşikliği ve kültürü besleyen özelliklerinin olduğu şüphesizdir. 2000 yıl önce dikilen ve Athena ile özdeşleşen zeytin ağacımız hala yaşıyorsa, Tanrıçamız mutlaka bu ağacın biryerlerindedir hala. Geceleri Artemis çiğ damlası şeklinde gümüş şebnemler saçıyorsa onun gümüşi yapraklarına, insanlarımızın hayalleri ve inançlarında da antik/arkaik koku ve renkler mutlaka olacaktır.

2009_-a-kadir-bekci

Gelelim barış konusuna. Zeytin neden barışın sembolüdür? Yukarıdaki etnobotanik uygulamalardan da görüleceği üzere zeytinyağı ve yaprağı günümüz halk hekimliğinde yatıştırıcı, tansiyonu ve kan şekerini düşürücü olarak kullanılır. Bütün bunlar insanların sinirlerini yatıştıran, savaşmayı düşüneni fikrinden caydıran, sakin düşünerek sükuneti ve barışı getiren uygulamalardır. Savaşı başlatan hiddeti engelleyen bir ağaçtır zeytin. Mitolojideki hikayesinin ve barışcıl nitelikler atfedilmesinin kökeninde aslında bilimsel ve tıbbi nedenler bulunmaktadır. Gelelim felsefe ve bilgelikle olan ilişkisine; bilgi ile özdeşleşen ışık kaynağı amacıyla kullanılmasının verdiği sembolizminin yanı sıra, sakinleştirici, yatıştırıcı ve zeytinyağının beyin fonksiyonlarını düzeltici etkileri filozofların daha içe dönük ve derin düşünebilmelerine zemin hazırlamaktadır. İşte böyle sihirli bir ağaçtır zeytin. Mümkünse bahçenizden zeytin ağacını, mutfağınızdan zeytinyağını, kitaplığınızdan ise bilimi ve felsefeyi eksik etmeyin, sükunet ve bilgelikle bekleyin, bilgi ve cesaretin gücüyle karanlıklar mutlaka çıkacaktır aydınlığa.

Kaynakça:

1-Cenk Durmuşkahya, “Şifalı Meyveler”, Seninle Dergisi, Mayıs 2011 Sayısı Eki
2- H. Craig Melchere, Luviler, Khalkedon Yayını, İstanbul, 2010
3- Kaynak: Sevgi Aktüre, Anadolu’da Bronz Çağı Kentleri, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2003
4- Cumhuriyet Gazetesi, 14.11.2009 Cumartesi Eki; “Zeytinyağı Anıtları ve Zeytine Adanmış Yaşamlar” başlıklı haber
5- Sevgi Aktüre, Anadolu’da Demir Çağı Kentleri, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul,2003
6- Necati Güvenç Mamıkoğlu, Türkiye’nin Ağaçları ve Çalıları, NTV Yayınları, İstanbul, 2007
7- Artun Ünsal; Ölmez Ağacın Peşinde, Türkiye’de Zeytin ve Zeytinyağı, YKY Yayınları, 2008
8- Hayri Ertem, Boğazköy Metinlerine Göre Hititler Devri Anadolu’nun Florası, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara, 1987
9- Berna Çetin Akgün; “Akdeniz’in ve Barışın Meyvesi Zeytin”, Yolculuk Dergisi, Kamilkoç Yayını, Kasım, 2010
10-Yrd. Doç. Dr. Ferit Baz; “Karadeniz’de Sanat ve Ticaret”, Aktüel Arkeoloji Dergisi, Kasım 2010
11- Çağatay Tavşanoğlu; “Yangınlar ve Biyoçeşitlilik”, NTV Bilim Dergisi, Ağustos, 2010
12- Muzaffer Özgüleş, “Egenin İki Yakasında Bilim”, Tübitak Bilim ve Teknik Dergisi, Şubat 2009
13- Prof. Gocha R. Tsetskhaladze; “Karadeniz’de Hellen Kolonizasyonu”, Aktüel Arkeoloji Dergisi, Kasım 2010
14- Necmettin Ersoy; Semboller ve Yorumları, Dönence Basım ve Yayın Hizmetleri, 3. Baskı, İstanbul, 2007
15- Prof. Dr. KHC Başer “Zeytin Yaprağı”, Bağbahçe Dergisi, Mayıs-Haziran 2007
16- Ertan Tuzlacı; Bodrum’da Bitkiler ve Yaşam, Güzel Sanatlar Matbaası, İstanbul, 2005
17- Prof. Dr. Selçuk Candansayar “Renklerin Duygusu”, NTV Bilim, Sayı: 27, Mayıs, 2011
18- Ertan Tuzlacı, Şifa Niyetine; Türkiye’nin Bitkisel Halk İlaçları, Alfa Yayınları, İstanbul,2006
19- Füsun Ertuğ; “Bodrum Yöresinde Halk Tıbbında Yararlanılan Bitkiler”, 14. Bitkisel İlaç Hammaddeleri Bildirileri, Eskişehir, 29-31 Mayıs 2002
20- Hüseyin Fakir, Mehmet Korkmaz, Bilgin Güller: “Medicinal Diversity of Western Mediterennean Region in Turkey”, JABS, Journal of Applied Biological Sciences 3(2), 2009
21- Onur Koyuncu, Ö. Koray Yaylacı, Süleyman Tokur; “Geyve ve Çevresinin Etnobotanik Açıdan İncelenmesi”, Ot Sistematik Botanik Dergisi, 2009/1
22- Cenk Durmuşkahya; A’dan Z’ye Bitkilerin Gücü, Seninle Dergisi Eki, Şubat 2011
23- Turhan Baytop; “Türkiye’de Tıbbi ve Kokulu Bitkilerin Kullanılışına Tarihsel Bir Bakış, Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Bülteni, Temmuz 1994, sayı:10
24- Jak Yakar, Anadolu’nun Etnoarkeolojisi, Homer Kitabevi, İstanbul, 2007
25- Cumhuriyet Gazetesi, 03.08.2009 tarihli sayısı
26- Pervin Ergun, Türk Kültüründe Ağaç Kültü, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları,Ankara,2004
27-Bilge Umar, İlkçağ’da Türkiye Halkı, İnkılap Yayınevi, İstanbul, 1999
28- “Göz Yummadıklarımız”, Arkeoatlas Dergisi, Temmuz-Ağustos 2011
29-Hasan Torlak; “Anadolu Kültüründe Zeytin Ağacı”, Yolculuk Dergisi, Kamilkoç Yayını, Ekim 2011

Fotoğraflar ©A Kadir Bekçi / Seferihisar

Yazı ve görseller sahiplerinin izni ile paylaşılmaktadır. İsimsiz ve izinsiz alıntılamayınız!

Reklamlar

ANADOLU KÜLTÜRÜNDE ZEYTİN AĞACI” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s