ANADOLU KÜLTÜRÜNDE GÜL AĞACI (ÇALISI)

Aşk tanrıçalarının sembolü: Gül Günümüzde özellikle Karadeniz’de Mayıs yedisi, Batı Anadolu’da ise Hıdrellez şenlikleri sırasında genç kızlar akşamdan bir araya gelerek uykudan önce bir gül ağacının dibine yüzüklerini gömerler, sabahleyin mani okuyarak onları çıkarırlar. Aslında gül ağacının dibine gömülen, kızlarımızın … Okumaya devam et ANADOLU KÜLTÜRÜNDE GÜL AĞACI (ÇALISI)

IO

… Dalgalar kıyıya vuruyor ve rüzgâr saçımı savuruyor.Bu hissin iyi olduğunu anlat.Karanlık bulutların yerini okyanus sisinin aldığını anlat.Yeni bir dünyanın bizi beklediğini anlat.Sizi beklediğimizi anlat.Dönmenizi beklediğimizi. Okumaya devam et IO

Ormanların Gümbürtüsü

“Doğayı ben ağaçlar, çiçekler, böcekler olarak görmüyorum. Doğanın yok edilmesi ağacın, suların yok edilmesiyle ilgili değil. Bu insanoğlunun hüznünü ve kısa süreli mutluluklarla beraber ışığın, renklerin, müziğin, şiirin, hatta tragedyanın; bu doğrultuda masalların da yok edilmesi anlamını taşıyor.” Gürol Sözen, “Mavi Uygarlık” (Söyleşi), 21 Mart 1996 Tarihli Cumhuriyet Kitap Dergisi, İstanbul (Ormanların Gümbürtüsü, Bölüm: Ciddi Bir Gülünç Oyun: Çevresel Etki Değerlendirmesi, Giriş, Sayfa 159) Kırk yılı aşkın bir süredir orman ‘mühendisliği’ yapmaya çalıştığını ifade eden Doç. Dr. Yücel Çağlar; Ormancılığımızın, kırk yılda göz göre göre nereden nereye geldiğine; en duyarlı yurttaşlarımızın bile “tek ağaca bakmaktan ormanı görememelerine”; ormancılık çalışmalarıyla da … Okumaya devam et Ormanların Gümbürtüsü

Külden sonra unutmamalı!

İnsanlar ölüyor, yuvalar, seralar, tarım arazileri, ağıllar yok oluyor. Kızıl çamlar, zeytin ağaçları, meşeler,  gürgenler, akasyalar, kekik otları, kuşburnu, dağ elması, böğürtlen dikenleri, kaplumbağalar, arı kovanları, karacalar, yaban keçileri, alageyikler, börtü böcek… kavrulup kül oluyorlar. Ormanlar, yan yana gelmiş ağaç toplulukları … Okumaya devam et Külden sonra unutmamalı!

“çocuklar dünyayı alacak elimizden, ölümsüz ağaçlar dikecekler”

Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar oynasınlar türküler söyliyerek yıldızların arasında dünyayı çocuklara verelim kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi hiç değilse bir günlüğüne doysunlar bir günlük de … Okumaya devam et “çocuklar dünyayı alacak elimizden, ölümsüz ağaçlar dikecekler”

yansıma

“Her birimiz diğerinin ışığında duruyor.”*

Karadeniz’in kıyısında doğan bu kızın aklından son bir sene sık sık bu cümle geçti. Dün kapıma içinde yoncalar olan bir demet papatya bırakılmıştı. Akdeniz’in güneşinden. Doğum günümü bilen biri olduğu için değil. Yansıma. Mutluluğun aranacak bir durum olmadığının, her şeyin birbirine bağlı olduğunun anımsatıcıları. Birbirimizin ışığında aydınlanmak varken, neden …….? Ben dikenlere çiçekler takarken, sen neredeydin?

yaprakayse

*The Thin Red Line – James Jones, Terrence Malick

Tablo detay, Young Girl with a Garland of Marguerites:  Sophie Gengembre Anderson (1823 -1903)

Okumaya devam et “yansıma”

zaman, yer, sonra

Ayla örtünüyoruz çağlardır, buğulu camlar ve farklanmış yüzümüzle. Başkaları uygarlıktan sözediyor, bilmeden her geriye dönüşün belki ulaşılmaz bir ileriye adım olduğunu. Tohumdan korkuyoruz, yeryüzünün ilgisizliği hafif kılıyor bedenlerimizi, bakışımız göğe yönelirken yürekler serin tutuluyor. Sonra her çınlamayla endişe güğümleri omzumuza … Okumaya devam et zaman, yer, sonra

ANADOLU UYGARLIKLARINDA MEŞE AĞACI

Meşe, hem anamız, hem tanrıçamızdır. Besler, korur, kollar, barındırır, şifa verir. Kurtuluş Savaşı’mızdaki yokluk yıllarında Anadolu meşelerinde hiç meyve kalmadığı o yıllara tanıklık edenlerce aktarılmaktadır. Meşelerimizin meyveleri, en zor zamanları olan savaş ve kıtlık yıllarında bu ülke insanını açlıktan kurtaran … Okumaya devam et ANADOLU UYGARLIKLARINDA MEŞE AĞACI

ağaç ruhları, ağaç perileri, orman perileri

Pek çok kültürde ağaçların ruhu olduğuna inanılmakta olup, yazılı kayıtlarda en eski ağaç ruhu, Yunan mitolojisindeki Dryadlardır. Dryad kelimesi Yunanca “meşe ruhu” anlamına gelmekle birlikte, diğer ağaçların ruhu için de bu tanım kullanılmıştır. Hamadryadlar da dryadların bir çeşidi olup, yaşadıkları … Okumaya devam et ağaç ruhları, ağaç perileri, orman perileri

Ben Ormanım

Ben ormanım.

Senin kirlettiğin havayı toplar, sana temizleyip veririm. Suyunu arındırır, kıyılarını korurum. Ama sen beni kesmeye devam ediyorsun. Havaya karbon salıyor, gezegeni ısıtıyorsun. Bazılarınız bana destek olsa da, çoğunuz bana sırtınızı çeviriyorsunuz. Ama ben dayanıklıyım. Büyümeme izin verin ve iklim probleminizi beraber çözelim. Bir ağaç düştüğünde duymayabilirsiniz ama milyonlarcası düştüğünde emin olun bunu hissedeceksiniz. Okumaya devam et Ben Ormanım

SON KUŞLAR

Kış, Ada’nın her tarafında yerleşebilmek için rüzgârlarını poyraz, yıldız poyraz, maestro, dıramudana, gündoğusu, batı karayel, karayel halinde seferber ettiği zaman; öteki yakada yaz, daha pılısını pırtısını toplamamış, bir kenara, oldukça mahzun bir göçmen gibi oturmuştur. Gitmekle gitmemek arasında sallanır bir halde, elinde bir pasaport, çıkınında üç beş altın, bekleyen bu güzel yüzlü göçmen tazeyi benden başka bu Ada’da seven hemen hiç kimse yoktur, diyebilirim. –Övünmek için değil- Herkesin yeni başlayacak olan altı-yedi aylık soğuk hayata kendini şimdiden alıştırmak ve hazırlamak için bir şeyler yapmaya çalıştığı öyle günlerde ben, tembelliğim, hep kaçanı kovalama huyumla yazın, o güzel göçmenin peşine düşmüşümdür. Nerede … Okumaya devam et SON KUŞLAR

ANADOLU KÜLTÜRÜNDE ARDIÇ AĞACI

Ölen ama ayakta kalan mağrur kahramanların sembolüdür ardıç ağacı. Ardıç kelimesinin de bu özelliklerden dolayı, “arda kalan, yok olmayan” anlamında olduğu düşünülmektedir. ANADOLU KÜLTÜRÜNDE ARDIÇ AĞACI / HASAN TORLAK Ardıç ağacının Latince adının kaynağı olan “Juniperuse” kelimesi “Dik, katı ve sert” anlamına gelir (1). Latince adının oluşturduğu algıda da olduğu gibi Anadolu kültüründe ardıç ağaçları genellikle kudretli ve egemen erkeklerle özdeşleştirilir. Bu benzetme aslında ardıç ağacı ile ilgili binlerce yıllık kültürel birikimin de bir sonucudur. Günümüzden 10.000 yıl öncesine dayanan neolitik Çatalhöyük evlerinin yapımında ardıç ağacı kullanılmıştır. Anadolu neolitik çağ yerleşmelerindeki evlerin ortasında ardıç ağacından büyük bir direk bulunurdu ve … Okumaya devam et ANADOLU KÜLTÜRÜNDE ARDIÇ AĞACI

uzaklar

“… Dünya, güneşe çok yakınlaşıp da yanmaya başlayacağı zaman, gezegenimizdeki insanların gitmeleri gerekecek ve tarihe ‘Büyük Göç’ diye geçecek olan bu olay, böylece başlayacak. İnsanlar olabilecek her şekilde evlerini terk edecekler. Hep beraber Büyük Sahra’da toplanacaklar. Orada bir çocuk uçurtma … Okumaya devam et uzaklar

“Kalbimi bir meyve gibi tüm ağaçların dallarına asmak istiyorum.”

… yalnızlık boyutlarındaki bir odada aşk boyutlarındaki yüreğim kendi mutluluğunun sade bahanelerini seyreder, saksılardaki çiçeklerin güzelim yok oluşunu ve senin bahçemizde diktiğin fidanı ve bir pencere boyutlarında öten kanarya ötüşlerini… ah… budur benim payıma düşen budur benim payıma düşen benim … Okumaya devam et “Kalbimi bir meyve gibi tüm ağaçların dallarına asmak istiyorum.”

ey şarkılar alın bizi!

… ben aşkı oralarda bir eski gömüt kapağında [gördüm de birgece, çıldırayazdım mermer bir gömüt kapağında oralarda bir sokağın [temmuz tozlarında birgece el ayak çekilmişti. selvi uzun meşe bodur çay serin. beni unutmayın beni unutmayın diyordu birileri. çeşmenin yıkık taşında diyordu birileri. yapraklara bulaşmış akşam yalnızlığında. seste biri, suda biri, havada birileri. beni bırakmayın beni bırakmayın, diyordu yüzlerimiz. tek ayak bir balıkçıl boynubüküklüğümüz. öfkemiz, umudumuz, ayrılığımız. içtim sudan. oturdum taşa. kaldırdım başımı en yukarlara. mermer gömüt kapağında bir çift sevgili. akıp giderlerdi alakaranlıkta bir çift su gibi. bir çift dere gibi ak mermerin uğultusunda. ak mermerin acısında taptaze bedenleri. sanki … Okumaya devam et ey şarkılar alın bizi!

EFE ve ZEYBEK KÜLTÜRÜNDE BİTKİLER

Onlar, zor zamanların zorlu savaşçılarıydılar. Gencecik yaşlarında Osmanlı Devleti’nin ücra köşelerinde savaşlara sürüklendiler, can yoldaşlarını bu savaşlarda kaybettiler. On yıllar sonra, kocamış bir halde memleketlerine geri döndüklerinde, sözlenerek ayrıldıkları yavuklularının başkasına yar olduğunu, aile fertlerinin hastalıktan kırıldığını, dahası geçimlerini sağlayacak … Okumaya devam et EFE ve ZEYBEK KÜLTÜRÜNDE BİTKİLER

mayıs rüzgârı

mayıs rüzgârı saçlarında, uçuşarak dökülüyor son yapraklar kendine egemen olabildin mi? kuşlar, balıklar kadar doğaya dahilsin, bildin mi? karahindiba tohumları gibi, sabaha karşı gökyüzüne karıştın mı? iğde çiçekleri kokusunda, pencerede gün ışığı, düşlerinde de olsa mayısa battın mı? 2015 yılında şöyle bir not yazmışım bir sekoya 107 metreye kadar büyüyor ben doğduğumdan beri bir sekoya 19.24 metre büyümüş yeryüzü, birbirine bağlı çeşitlilikle dolu gizli bir eşsizlik gibi birbirimize bağlı olduğumuzu önemsediğimizde yarınlar daha iyi olacak yazı, yaprakayse “Türkiye’nin Biyolojik Çeşitliliği Tehlikede” Okumaya devam et mayıs rüzgârı

yarınlara

Sardunyalar saksıdan bana bakıyor. Kendime çok fısıldadım bugün. Anıların renginin mavi olabileceğini düşündüm mesela. Füruğ Ferruhzad ve Zekâi Özger’in pencerelerini, yürüdükleri yolları, içlerinde kopan fırtınaları, açan çiçeklerini, genç ölümlerini düşündüm gözlerim dolu dolu. Kendi penceremden yalnız bakmadığımı gördüm bir kez … Okumaya devam et yarınlara

Ormanlarımız ve işlevleri

Yetişkin bir ağacın ekolojik değeri ekonomik değerinin tam 2 bin katıdır. Hele bir ormanı oluşturduklarında nitelikleri katlanarak artar. Toprağının içindeki, üzerindeki mikroskobik ve makroskobik canlılarından tutun da en üst dallarındaki kuşa, böceğe, kelebeklere kadar bir yaşam ortamıdırlar. 1 M3’lük dip toprağındaki kökler ayıklanıp, uç uca eklenirse, elde edilen şeridin uzunluğu 100 Km oluyor. Dibinde gömülü o kök ve kökçük yumağı, toprağı bir sünger gibi emici ve geçirgen yapıyor. Böylece yağmur sularının 4/5’ ünü böylece toprağın içinden geçirerek süzüyor ve akifer su ile doluyor. Ayrıca bu kök silsilesi toprağı kavrayarak akıp, gitmesini önlüyor. Yurdumuz; jeomorfolojik özellikleri bakımından erozyona çok elverişli. Bir … Okumaya devam et Ormanlarımız ve işlevleri

Biz ölürken.. “Dünya Günü”

Bugün “Dünya Günü” Dünya Günü, üzerinde yaşayan canlılara dünyamızın ekosisteminin sağladığı hayat ve sürekliliği hatırlamak için kutlanır. 22 Nisan Dünya Günü, ilk olarak San Francisco’da 1969 yılında düzenlenen Ulusal UNESCO Dünya Konferansı’nda John McConnell tarafından önerilmiştir. Dünyamızın yaşamı ve güzelliğini kutlarken, karşı karşıya kaldığı çevresel tehditlere dikkat çekmek amacıyla 22 Nisan 1970′de büyük bir katılımla tarihe geçti. Bugün, doğanın bir parçası olarak, nefes aldığımız sürece ona yüklediğimiz sorunları azaltmamızın bilincinde olacağımız bir başlangıç olabilir. Yaşam kaynağımız olan doğanın değerinin her an farkında olarak bir yaşam sürdüremezsek, şu an hep birlikte yaşadığımız yok oluş daha da hızlanacak. Yoksa, şöyle başlayan cümlelerimiz … Okumaya devam et Biz ölürken.. “Dünya Günü”

Belki

Belki ölürüz Belki kalırız yarına Dinleriz belki doğanın söylediği her şeyi Belki görürüz yunusların gözyaşlarını Belki düzeliriz Dokunabiliriz yeniden Belki Belki Belki Dünyanın güzelliği ve zarafeti yanında İnsanın iyiliği ve bencilliği Biz gidelim gezegen kalsın Biz gidelim çocuklar kalsın Baharı … Okumaya devam et Belki

ANATANRIÇA İNANCININ BİTKİSEL KAYNAKLARI

Milattan Önce 204 yılında, yenilmez sanılan kudretli Roma İmparatorluğu, merkezi Tunus’ta bulunan Kartaca ordularının istilası tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı, başkent Roma düşmek üzereydi. Canla başla savaşan Roma İmparatorluğu ileri gelenleri, bu beladan kurtulmak için bilicilere başvurmuşlar, biliciler de herkesi şaşırtan … Okumaya devam et ANATANRIÇA İNANCININ BİTKİSEL KAYNAKLARI

acı

Üç gün sürer mi acı, bin maskeli yüzler çağında! Bekleme, gelmeyecek, sahilde ayakların denizle oynarken, yüzünde beliren gülücüklerin içtenliğinde zamanlar. Kuyudayız. Kör karanlık, susuz, çıplak, kirli. Nedensiz değil. Kavak yelleri gibi. Yine de, düşler sokağına açılan bir kapı var ya … Okumaya devam et acı

İç Anadolu´nun Kalıntı Ormanları

17. yüzyılda yaşayan Evliya Çelebi, Erzurum’da ağaca çıkan bir sincabın, yere inmeden İzmir’e kadar gidebildiğini yazmış ünlü seyahatnâmesine. Kuşkusuz bu kadarı abartılı olabilir ama geçmişte İç Anadolu’da bugünkünden çok daha geniş alanların ormanlarla kaplı olduğunu, bilimsel araştırmalar ve tarihi kayıtlardan … Okumaya devam et İç Anadolu´nun Kalıntı Ormanları

kaybolabilirsin, korkma! gök seni izliyor..

Usulca yana kaydı. Sanki bedenini değil ruhunu sıkıştırmıştı yanına oturan. Gözleri turuncu, sarı yapraklarını vakitsiz dökmekte olan ağaçlara takılıyordu bir bir. Kendi ruhunda fırtınalar koparken, demek yaprakları düşürecek tek bir kımıltı olmamıştı vakti geldiğinde. Yaşlar doldurdu gözlerini. Fırtınalarım suyum var.. … Okumaya devam et kaybolabilirsin, korkma! gök seni izliyor..

coğrafya, ruhları bütünleyendir..

fotoğraf yaprakayse (Yazılı Kanyon Tabiat Parkı) paylaşılmış toprak toprak / kapışılmış mâden mâden ve göl göl / ve yazılmış karar karar / tapu tapu heybetli defterlere / nesi var nesi yoksa uğrunda ölünenin * * Hasan Hüseyin Korkmazgil (Ağlasun Ay Şafağı) Bazen yollarını yanlış kişilerin adımlaması öldürür coğrafyaları… Okumaya devam et coğrafya, ruhları bütünleyendir..

SU, boşa akmaz, hayatın içine akar!

Bu çağda kentler büyüdükçe insanlar sıkışıyor. Birbirinin üstüne yapılmış evlerde barınıyorlar. Nerede olduklarını levhalardan anlıyorlar. Zamanı makinelerle kontrol ediyorlar. Hiçbir şeyi tam anlamıyla tüketemiyorlar. Bu yüzden kirleniyorlar. Beton ve demirin kuşatmasındalar. Farkında olmadan sürgünde yaşıyorlar. Her şey hızlı, kirli, paslı. … Okumaya devam et SU, boşa akmaz, hayatın içine akar!

orman da bizim içimizden geçiyorsa..

Bir tepenin üzerinde, oturduğumuz kayadan sarkıttığımız ayaklarımızın altındaki manzarayı seyrediyor; mevsimlerden en soğuğunda ıssız denizin beyaz köpüklerini çiğniyor, dalgalarını dinliyor, kendi yaktığımız ateşte ısınıyorsak; derin bir ormanda, biz ormanın içinden geçerken, orman da bizim içimizden geçiyorsa ve bunların hepsi son … Okumaya devam et orman da bizim içimizden geçiyorsa..

ANADOLU KÜLTÜRÜNDE SÖĞÜT AĞACI

“Böyle konuştu Apollon ve ellerini bağladı Hermes’in/ Söğütten yapılmış sağlam iplerle/ Ama ipler düştü yere ve ayaklarının dibinde hızla büyüdüler/ Birbirine dolaşarak yere kök salan söğütler/ Hızla sarıp sarmaladılar ve aldılar içlerine her şeyi…”(7) ANADOLU KÜLTÜRÜNDE SÖĞÜT AĞACI / HASAN … Okumaya devam et ANADOLU KÜLTÜRÜNDE SÖĞÜT AĞACI

Bu dünyadan geçip giderken geride sadece şu kalır…

“… Sonuçta bu dünyadan geçip giderken geride sadece şu kalır: Toprağa bir ağaç mı diktin, yoksa oradan ağaç mı söktün? Hak mı yedin, hak mı dağıttın? Gönül mü kurdun, gönüller mi yıktın? Hayat bu kadar sade ve basittir…” Buket Uzuner Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları – Hava (sayfa 181) Everest Yayınları Okumaya devam et Bu dünyadan geçip giderken geride sadece şu kalır…

Kır Çiçekleri / Uğur Mumcu

Bugün hiç yazı yazmasam diyorum, gitsem bir dağ başına, gitsem, kır çiçekleri toplasam, bunları bir demet yapsam; desem ki, bu çiçeğin adı, “Erdem”, bunun “Onur”, bunun “İnanç”… … Duruyorum, düşünüyorum, düşünüyorum yine düşünüyorum. Bir dağ başına gitsem, kır çiçekleri toplasam ve sonra, evet ve sonra… ve… ve… ve… Uğur Mumcu (Cumhuriyet, 5 Aralık 1981 Kır Çiçekleri yazısından) fotoğraf yaprakayse (Çatalhöyük Arkeoloji Atölyesi 2012 duvarında çocukların el izleri) Okumaya devam et Kır Çiçekleri / Uğur Mumcu

İşte Âşık Veysel, artık hep birden çeşmenin başındayız

… Sivas’ın Sivrialan Köyü’nden zaman zaman çıkıp aramıza gelen bu gerçek halk şairini on yıl önce Ankara’da tanımıştım. O zaman en güzel şiirlerini henüz yazmış değildi. İlk bağlandığım ve o gün bugündür artıp da eksilmeyen tarafı, olgun insanlığı, sözünde ve … Okumaya devam et İşte Âşık Veysel, artık hep birden çeşmenin başındayız

yaşadığımı itiraf ediyorum

… volkanların altında, karlı dağların önünde, büyük göllerin arasında, güzel kokulu, sessiz ve vahşi Şili ormanı… İnsan ayağı, ölü yaprakları eziyor, çürümüş bir dal kırılıyor dev ağaçlar eğribüğrü bedenlerini kımıldatıyor, balta girmemiş ormanların bir kuşu uçarak geliyor, kanatlarını çırpıyor, dalların gölgesine konuyor. Defne ağacının kokusu burnuma çarpıyor, tâ ruhuma yayılıyor… Selvi ağacı yolumu kesiyor…Burası dikine bir dünya: kuşlardan bir toplum, yapraklardan bir kitle… Ayağım bir taşa takılıyor, eğilip taşı kenara itiyorum. Koskoca, kırmızı tüylü bir örümceğin buz gibi bakışları ile karşılaşıyorum, bir yengeç kadar büyük…Böceğin biri zehirini fışkırtıp, çabucak gözden kayboluyor… Ayağa kalkıp yürüyorum, benim boyumu aşan eğreltiotlarının oluşturduğu bir … Okumaya devam et yaşadığımı itiraf ediyorum

zeytin türküsü

Zeytini söyleyelim Zeytin eğri büğrüdür ama kayalardan fışkırır Yedisinde meyve verir Ve ölmez, görülmez öldüğü Ağır aksak meyvelense de kısır kalmaz Kadınımızdır. Zeytini söyleyelim zeytini Korkmaz kuraktan Çirkindir yararlı olduğunca Meyvesi döğülerek alınır Çekirdeğine kadar işlenir Mevsimden mevsime bakılır yüzüne İnsanımızdır. Zeytini söyleyelim zeytini Kutsal kitaplarda ona and olunmuştur Çünkü vermezse meyvesini aç kalınır Ne zaman kalır çocuğa bilinmez Yerini hep bir genç ağaç doldurur Ölümsüzdür İşçimizdir. Zeytini söyleyelim Zeytin hakkı için Kayayı delen delice hakkı için Bu buruşuk, acı ekmek katığı için Yağı alınan çekirdeği hakkına Hak yerde kalmayacaktır. Sennur Sezer (1943-2015) – Sesimi Arıyorum (sayfa 20-21) fotoğraf yaprakayse … Okumaya devam et zeytin türküsü

KANAGA

KANAGA diyor ki; Doğaya iyi davran! Herkes, sorumluluklarını yerine getirirse sorunlar aşılır. Dünyaya yardım etmek için önce kendini arındırmalısın! “Uzak geçmişin insanları, evrenin ve insanın kaynak kodunun aynı ve doğanın bütün elementlerinin bunun bir parçası olduğunu biliyorlardı. Bu kaynağa ister … Okumaya devam et KANAGA

‘BİR’ ÇOK GÜÇLÜDÜR

Hayrettin Karaca: Olanın olmayana, bilenin bilmeyene borcu var! PARAM VAR AMA TÜKETMEYE HAKKIM YOK Kırmızı süveteri delik deşik olmasına rağmen hala üzerinde, ayakkabısı yamalı. Sökük paltosunu, pantolonunu, yakalarını ters yüz ettiği gömleklerini yıllardır kullanıyor. 10 yıldır hiçbir şey almamış üzerine. Karaca markasının ve TEMA Vakfı’nın kurucusu Hayrettin Karaca ‘Param var ama tüketmeye hakkım yok’ diyerek ‘Al, tüket ve yok et’ diyen tüketim toplumuna açtığı savaşla gurur duyuyor. KOMŞUYA VER Dünyada tüm insanları doyuracak kadar yiyecek olduğunu ama gözü aç olanları doyuracak hiçbir şeyin olmadığını söyleyen Karaca, Türkiye’de bir zamanlar fakirleri aç bırakmayan kültürün nasıl yok olduğunu hüzünlenerek anlattı. Televole kültürünün … Okumaya devam et ‘BİR’ ÇOK GÜÇLÜDÜR

Sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin!

Bahçe mimarı Mevlüt Baysal anlatıyor: “Çankaya Köşkü’nde, bahçesini yapıyordum. Bir gün Atatürk, yaveri ve ben bahçede dolaşıyorduk. Çok ihtiyar ve geniş bir ağacın Atatürk’ün geçeceği yolu kapadığını gördük. Ağacın bir yanı dik bir sırt, diğer yanı suyu çekilmiş bir havuzdu. … Okumaya devam et Sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin!

Bu köy okulunun bahçesinde artık çocuk sesi yok..

Bu köy okulunun bahçesinde artık çocuk sesi yok. Oysa on yıl önce bu yoldan, yüzleri gülen çocuklarla birlikte, içimize sığmayan bir mutluluk hali ve huzurla “Side Doğa Gönüllüleri” olarak hep birlikte topladığımız epeyce bir yardım malzemesini taşıyorduk. Okulun ilk kez kitaplığı olmuştu. Konuşma yaparken çocuklardan tek isteğim okumaları ve yerimize geçmeleri, daha iyiye yürümeleri olmuştu. Yıllar sonra çocuklarıma ne olmuş, okuyorlar mı diye haber almak istedim. Okulun kapısına vardığımda her şey yerli yerindeydi ama çocuklardan iz yoktu. Karşı evde oturan köylülerden bir teyzeyle konuştum. On yıl önceki fotoğraflardan gösterince, şu yanındaki benim oğlan dedi. Kızlar okuyorlarmış, erkekler okumadı dedi. Okumayan erkeklerin … Okumaya devam et Bu köy okulunun bahçesinde artık çocuk sesi yok..

Masal dünyamız bu mu?

“Devran değişti çocuğum!/ Ekmek kokulu sevgi nerde?/ Masal dünyamız bu mu?/ İki gözü iki çeşme.” (Oğuz Tansel) Tırlar dolusu limonlar taşınıyor, soğuk hava depoları boşaltılıyor. Oysa daha yeni bitmişti hasat kamyonlarının seferleri. Depolarda bile çok kısa sürede bozulmaya başlamış ürünler. Mümkün olduğunca az zarar görmek için elden çıkarıyorlar. Çünkü kuraklık ürün kalitesini etkilemiş. İklim değişikliği artık geliyorum demiyor, tam da bu anda. Bu nedenle, ilerleyen aylarda limonun fiyatının yüzümüzü ekşitmeye yeteceğini söylüyorlar. Nar ve portakal ağaçlarını söküyor üretici çünkü para etmiyor. Azbuçuk ürettiklerini satan yaşlı bir teyzem diyor ki, kızım şimdi portakal yenmez. Üstüne bir yağmur yağması, sineklerini öldürmesi lazım … Okumaya devam et Masal dünyamız bu mu?

Dürüstlük, Sevgili Çocuğum…

2000’Lİ YILLARDA Dürüstlük, Sevgili Çocuğum… Dürüstlük insan ahlakının temelidir. Ama dürüstlük nedir? Yalan söylememek, kimseyi aldatmamak, kendi çıkarı için başkalarını kandırmamak, olduğundan başka türlü görünmemek dürüst olmak için yeterli midir? Değildir sevgili çocuğum. Çağımızda bunlar da kalmadı elbette ama dürüstlük bunlardan çok daha fazla, bunlardan çok daha başka bir şeydir. Dürüst olmak, gerçekleri kabul etmektir. Dürüst olmak, her şey ve herkes için aynı ilkeleri geçerli kılmaktır. Dürüst olmak, her zaman ve her koşulda doğru bildiğinin yanında olmaktır. Bunlardan ötürü de dürüst olmak çok zor bir şeydir. Dürüst olmak en başta cesur olmayı gerektirir. Cesur olamadan dürüst olamazsın. Yalnız kalmayı göze … Okumaya devam et Dürüstlük, Sevgili Çocuğum…

Sen korkmuyor musun! Nükleer öldürür!

Çocuklarımız ve yeryüzünün geleceği için temiz ve barışcıl, tükenmez kaynaklı enerjiyi (güneş, rüzgar gibi), doğaya ve insanlara zarar vermeyecek uygulamalarla yaşama geçirmekten başka yolumuz yok… Ülkemizde bir nükleer kaza olduğunda hepimiz tüm canlı yaşamını tehdit eden radyasyonun etkileriyle anında ve … Okumaya devam et Sen korkmuyor musun! Nükleer öldürür!

Denize kavuşamayan nehirlerimizin kaynağı ağlayan çayırlarımızdır..

“Dün gece rüyamda, sevgimizi benzettiğimiz nehrin kaynağını bulmak için, birlikte yola çıktığımızı gördüm. Yaşlı bir adam yol gösteriyordu. İlerledikçe nehir küçüldü ve küçük derelere bölündü. Aniden, çok uzaklarda, karla kaplı dağların üstünde, yaşlı adam bize yaban otlarının bittiği gölgeli ve nemli bir toprağı işaret etti. Her çim yaprağı, bir parça çiy tutuyordu ve hepsi bir süre sonra çiy damlasını, yumuşak toprağa bırakıyordu. “Bu çayır” dedi yaşlı adam; “nehrin kaynağıdır.” Sen uzandın ve ıslak çimlere dokundun. Elini kaldırdığında birkaç damla yuvarlandı ve gözyaşları gibi toprağa düştü…” Theodoros Angelopoulos (Ağlayan Çayır) “Hiçbir şey sona ermedi, ermez de… Hiçbir şey asla sona ermez…” … Okumaya devam et Denize kavuşamayan nehirlerimizin kaynağı ağlayan çayırlarımızdır..

Doğa’nın dilini anlamak

Çocuklarımız artık doğada fazla zaman geçirmiyor. Açık havada koşturamıyor, arkadaşlarıyla serbest oyunlar oynayamıyorlar. Günümüzde binlerce çocuğun oyundan ve doğadan mahrum bir şekilde büyümesi neşeden, yaratıcılıktan, eleştirel düşünceden yani insan olmayı değerli kılan pek çok şeyden yoksunlaşmalarına neden olmaktadır. Git gide … Okumaya devam et Doğa’nın dilini anlamak

Yeryüzü seni seviyorum..

Dün gece ayışığı okşarken, öpmüştüm bir çiçeğin yapraklarını. Uyandım ki gözbebeklerimin içinde çiçeğe durmuş, gülümsüyor güneşe güneşe.. Anımsattı yanaklarımdan süzülen yaşlar; Gerçekler ne kadar gerçekse, yalanların da o kadar gerçek olduğunu bilmenin acısını ya da iki kuşun gönülçelen şarkılar söyleyişini dinlemenin mutluluğunu.. Bu dünyada bir damla gözyaşı varsa, umut var demektir.. Ömrümüzden geri kalan her günü, yeryüzünü yalnız kendisine ait sanan insanın, bağrında yaşattıklarıyla eşsiz olan Anadolumuz ve hepimiz için en kıymetli hediye olan gezegenimizde yarattığı yıkıma tanıklık ederek tamamlıyoruz. Ve de birbirine kıyışına.. Ah be insan, nedir bu kıyım kıyım kıyım.. Bir sabah da güneşe utanmadan bakalım.. Sevmiyorsun, sevemiyorsun, … Okumaya devam et Yeryüzü seni seviyorum..

Çocuk Eğitiminde Hayvan Özgürlüğü

“Bir insanın bakış açısını değiştirmek, o insana yeni bir dünya armağan etmektir…” Eğitimin tanımında ısrarla vurgulanan bir nokta, davranışlarımızın “kalıcı izli” olması gerektiğidir. Yani bir çocuğun aldığı eğitim, onun yetişkinlik yaşantısında sergileyeceği davranışların temel belirleyicisi olacaktır. O nedenle bugün “hayvan … Okumaya devam et Çocuk Eğitiminde Hayvan Özgürlüğü

İklim Değişikliği En Büyük Tehdit

Küresel Isınma: 2100 yılıyla birlikte dünyanın çoğu kısmı 45 santigratlık şiddetli günlük sıcaklıklarla karşı karşıya kalabilir Araştırmacılar uyarıyor, içinde bulunduğumuz yüzyılın sonunda, sera gazlarının günümüzün iki katından daha yüksek seviyeye çıkmasıyla birlikte yaz mevsimi günlük sıcaklıkları dünyanın “büyük kısmında” 45 … Okumaya devam et İklim Değişikliği En Büyük Tehdit

İnsan Kirlenmesi

Sen yarım kalmış bir aşkın Kaçınılmaz sürgünü, Katlanan göğsündeki kayaya. Sen orda şimdi bir hüznü köpürt, Ben bir çocuğa su vereyim burada. Metin Altıok İNSAN KİRLENMESİ Koca derya kirlenir mi hiç! Akarsu pislik tutmaz. İşte size kulağınızda yer etmiş çocukluğumdan kalma bazı sözler. O zamanlar bu sözlere tartışılmaz doğrular olarak bakılırdı. Ama günümüzde koca derya bakın nasıl da kirlendi. Akarsu pislik tuttu alabildiğine. Çevre kirlenmesi öyle büyük boyutlara ulaştı ki, bu konuda en duyarsız kişileri bile kaygıya düşürdü. Kirlilik önlem alınması gereken en yaşamsal sorunu haline geldi dünyamızın. Bugün aklı başında herkes çevreyi koruma konusunda yıllar önce gösterilmesi gereken bir … Okumaya devam et İnsan Kirlenmesi

öyle işte…

Yeryüzünde asla savaşmak istemeyeceğin iki güç var: Biri doğa ana, diğeri ise aşk! Biz olduk, bir ikindi vakti güneş henüz suların üstünde oynarken. Gövdelerimiz ve ruhlarımızdan, yeryüzünün bütün ırmaklarının aktığı o ilk gecenin ardından, günün ilk ışıkları yaprakların arasından süzülürken koklayarak öptüm, aşk, mürekkep ve hamur kokan avuçlarını. Bütün varlığımı dudaklarımda toplayıp.. Ekmek gibi sıcak, kuruyan dereler gibi utangaç, suya hasret .. Öptüm. Gözlerinde dağların ve göllerin ve de bozkırların ışığıyla yüzümü okşarken.. Ve yaşam boyu ışık olsun diye canının canına, siyah kelebeğimden yadigâr uğur böceğini, ömrümün kalanıyla beraber usulca emanet ettim avuçlarına.. Öyle.. Yazı: Yeryüzü Ağacı Görsel: Orijinal Resim … Okumaya devam et öyle işte…