coğrafya, ruhları bütünleyendir..

fotoğraf yaprakayse (Yazılı Kanyon Tabiat Parkı) paylaşılmış toprak toprak / kapışılmış mâden mâden ve göl göl / ve yazılmış karar karar / tapu tapu heybetli defterlere / nesi var nesi yoksa uğrunda ölünenin * * Hasan Hüseyin Korkmazgil (Ağlasun Ay Şafağı) Bazen yollarını yanlış kişilerin adımlaması öldürür coğrafyaları… Reklamlar Okumaya devam et coğrafya, ruhları bütünleyendir..

SU, boşa akmaz, hayatın içine akar!

Bu çağda kentler büyüdükçe insanlar sıkışıyor. Birbirinin üstüne yapılmış evlerde barınıyorlar. Nerede olduklarını levhalardan anlıyorlar. Zamanı makinelerle kontrol ediyorlar. Hiçbir şeyi tam anlamıyla tüketemiyorlar. Bu yüzden kirleniyorlar. Beton ve demirin kuşatmasındalar. Farkında olmadan sürgünde yaşıyorlar. Her şey hızlı, kirli, paslı. … Okumaya devam et SU, boşa akmaz, hayatın içine akar!

orman da bizim içimizden geçiyorsa..

Bir tepenin üzerinde, oturduğumuz kayadan sarkıttığımız ayaklarımızın altındaki manzarayı seyrediyor; mevsimlerden en soğuğunda ıssız denizin beyaz köpüklerini çiğniyor, dalgalarını dinliyor, kendi yaktığımız ateşte ısınıyorsak; derin bir ormanda, biz ormanın içinden geçerken, orman da bizim içimizden geçiyorsa ve bunların hepsi son … Okumaya devam et orman da bizim içimizden geçiyorsa..

ANADOLU KÜLTÜRÜNDE SÖĞÜT AĞACI

“Böyle konuştu Apollon ve ellerini bağladı Hermes’in/ Söğütten yapılmış sağlam iplerle/ Ama ipler düştü yere ve ayaklarının dibinde hızla büyüdüler/ Birbirine dolaşarak yere kök salan söğütler/ Hızla sarıp sarmaladılar ve aldılar içlerine her şeyi…”(7) ANADOLU KÜLTÜRÜNDE SÖĞÜT AĞACI / HASAN … Okumaya devam et ANADOLU KÜLTÜRÜNDE SÖĞÜT AĞACI

Bu dünyadan geçip giderken geride sadece şu kalır…

“… Sonuçta bu dünyadan geçip giderken geride sadece şu kalır: Toprağa bir ağaç mı diktin, yoksa oradan ağaç mı söktün? Hak mı yedin, hak mı dağıttın? Gönül mü kurdun, gönüller mi yıktın? Hayat bu kadar sade ve basittir…” Buket Uzuner Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları – Hava (sayfa 181) fotoğraf yaprakayse Okumaya devam et Bu dünyadan geçip giderken geride sadece şu kalır…

ANADOLU KÜLTÜRÜNDE GÜL AĞACI (ÇALISI)

Aşk tanrıçalarının sembolü: Gül Günümüzde özellikle Karadeniz’de Mayıs yedisi, Batı Anadolu’da ise Hıdrellez şenlikleri sırasında genç kızlar akşamdan bir araya gelerek uykudan önce bir gül ağacının dibine yüzüklerini gömerler, sabahleyin mani okuyarak onları çıkarırlar. Aslında gül ağacının dibine gömülen, kızlarımızın … Okumaya devam et ANADOLU KÜLTÜRÜNDE GÜL AĞACI (ÇALISI)

Kır Çiçekleri / Uğur Mumcu

Bugün hiç yazı yazmasam diyorum, gitsem bir dağ başına, gitsem, kır çiçekleri toplasam, bunları bir demet yapsam; desem ki, bu çiçeğin adı, “Erdem”, bunun “Onur”, bunun “İnanç”… … Duruyorum, düşünüyorum, düşünüyorum yine düşünüyorum. Bir dağ başına gitsem, kır çiçekleri toplasam ve sonra, evet ve sonra… ve… ve… ve… Uğur Mumcu (Cumhuriyet, 5 Aralık 1981 Kır Çiçekleri yazısından) fotoğraf yaprakayse (Çatalhöyük Arkeoloji Atölyesi 2012 duvarında çocukların el izleri) Okumaya devam et Kır Çiçekleri / Uğur Mumcu

İşte Âşık Veysel, artık hep birden çeşmenin başındayız

… Sivas’ın Sivrialan Köyü’nden zaman zaman çıkıp aramıza gelen bu gerçek halk şairini on yıl önce Ankara’da tanımıştım. O zaman en güzel şiirlerini henüz yazmış değildi. İlk bağlandığım ve o gün bugündür artıp da eksilmeyen tarafı, olgun insanlığı, sözünde ve … Okumaya devam et İşte Âşık Veysel, artık hep birden çeşmenin başındayız

yaşadığımı itiraf ediyorum

… volkanların altında, karlı dağların önünde, büyük göllerin arasında, güzel kokulu, sessiz ve vahşi Şili ormanı… İnsan ayağı, ölü yaprakları eziyor, çürümüş bir dal kırılıyor dev ağaçlar eğribüğrü bedenlerini kımıldatıyor, balta girmemiş ormanların bir kuşu uçarak geliyor, kanatlarını çırpıyor, dalların gölgesine konuyor. Defne ağacının kokusu burnuma çarpıyor, tâ ruhuma yayılıyor… Selvi ağacı yolumu kesiyor…Burası dikine bir dünya: kuşlardan bir toplum, yapraklardan bir kitle… Ayağım bir taşa takılıyor, eğilip taşı kenara itiyorum. Koskoca, kırmızı tüylü bir örümceğin buz gibi bakışları ile karşılaşıyorum, bir yengeç kadar büyük…Böceğin biri zehirini fışkırtıp, çabucak gözden kayboluyor… Ayağa kalkıp yürüyorum, benim boyumu aşan eğreltiotlarının oluşturduğu bir … Okumaya devam et yaşadığımı itiraf ediyorum

zeytin türküsü

Zeytini söyleyelim Zeytin eğri büğrüdür ama kayalardan fışkırır Yedisinde meyve verir Ve ölmez, görülmez öldüğü Ağır aksak meyvelense de kısır kalmaz Kadınımızdır. Zeytini söyleyelim zeytini Korkmaz kuraktan Çirkindir yararlı olduğunca Meyvesi döğülerek alınır Çekirdeğine kadar işlenir Mevsimden mevsime bakılır yüzüne İnsanımızdır. Zeytini söyleyelim zeytini Kutsal kitaplarda ona and olunmuştur Çünkü vermezse meyvesini aç kalınır Ne zaman kalır çocuğa bilinmez Yerini hep bir genç ağaç doldurur Ölümsüzdür İşçimizdir. Zeytini söyleyelim Zeytin hakkı için Kayayı delen delice hakkı için Bu buruşuk, acı ekmek katığı için Yağı alınan çekirdeği hakkına Hak yerde kalmayacaktır. Sennur Sezer (1943-2015) – Sesimi Arıyorum (sayfa 20-21) fotoğraf yaprakayse … Okumaya devam et zeytin türküsü

KANAGA

KANAGA diyor ki; Doğaya iyi davran! Herkes, sorumluluklarını yerine getirirse sorunlar aşılır. Dünyaya yardım etmek için önce kendini arındırmalısın! “Uzak geçmişin insanları, evrenin ve insanın kaynak kodunun aynı ve doğanın bütün elementlerinin bunun bir parçası olduğunu biliyorlardı. Bu kaynağa ister ruh, ister aşk diyelim. Ateşi, suyu, havayı, toprağı sonsuzca birleştiren odur. Dünya konuştu. Eski insanlar onu dinlediler. Bu kadim bilgi, gelenek oldu. Biz, bu bilgeliği kaybettik. Unutulmayacak olanı unuttuk…” Bu sözlerle başlıyor KANAGA. Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan Dünya’yı kurtarma çabasını konu alırken, kendisine ve yeryüzüne iyi davranmayan, sorumluluklarının bilincinde olmayan, olsa bile aldırmayan insana, kendine gelmesi gerekliliğini hatırlatan … Okumaya devam et KANAGA

#DünyaÇevreGünü #WorldEnvironmentDay

“Tabiata saygı, aklın vicdanıdır.” MUSTAFA KEMAL ATATÜRK Dünya insanlara değil, insanlar dünyaya aittir. Doğanın insana ihtiyacı yoktur. İnsanın doğaya ihtiyacı vardır. İnsanlık, hem birbirini, hem doğayı son hızla acımasızca sömürüyor. Dünyamızın sevgiye ihtiyacı var. Sevginin de emeğe. Bir yerden başlayın; … Okumaya devam et #DünyaÇevreGünü #WorldEnvironmentDay

Ormanların Gümbürtüsü

“Doğayı ben ağaçlar, çiçekler, böcekler olarak görmüyorum. Doğanın yok edilmesi ağacın, suların yok edilmesiyle ilgili değil. Bu insanoğlunun hüznünü ve kısa süreli mutluluklarla beraber ışığın, renklerin, müziğin, şiirin, hatta tragedyanın; bu doğrultuda masalların da yok edilmesi anlamını taşıyor.” / Gürol Sözen, “Mavi Uygarlık” (Söyleşi), 21 Mart 1996 Tarihli Cumhuriyet Kitap Dergisi, İstanbul (Ormanların Gümbürtüsü, Bölüm: Ciddi Bir Gülünç Oyun: Çevresel Etki Değerlendirmesi, Giriş, Sayfa 159) Kırk yılı aşkın bir süredir orman ‘mühendisliği’ yapmaya çalıştığını ifade eden Doç. Dr. Yücel Çağlar; Ormancılığımızın, kırk yılda göz göre göre nereden nereye geldiğine; en duyarlı yurttaşlarımızın bile “tek ağaca bakmaktan ormanı görememelerine”; ormancılık çalışmalarıyla … Okumaya devam et Ormanların Gümbürtüsü

‘BİR’ ÇOK GÜÇLÜDÜR

Hayrettin Karaca: Olanın olmayana, bilenin bilmeyene borcu var! PARAM VAR AMA TÜKETMEYE HAKKIM YOK Kırmızı süveteri delik deşik olmasına rağmen hala üzerinde, ayakkabısı yamalı. Sökük paltosunu, pantolonunu, yakalarını ters yüz ettiği gömleklerini yıllardır kullanıyor. 10 yıldır hiçbir şey almamış üzerine. Karaca markasının ve TEMA Vakfı’nın kurucusu Hayrettin Karaca ‘Param var ama tüketmeye hakkım yok’ diyerek ‘Al, tüket ve yok et’ diyen tüketim toplumuna açtığı savaşla gurur duyuyor. KOMŞUYA VER Dünyada tüm insanları doyuracak kadar yiyecek olduğunu ama gözü aç olanları doyuracak hiçbir şeyin olmadığını söyleyen Karaca, Türkiye’de bir zamanlar fakirleri aç bırakmayan kültürün nasıl yok olduğunu hüzünlenerek anlattı. Televole kültürünün … Okumaya devam et ‘BİR’ ÇOK GÜÇLÜDÜR

LİMYRA Zemuri Taşları

“Araştıran duyu her şeyin en iyisini gösterir.” (Limyra kehanetinden) Yıldızlar en güzel orada parlar Bin yıllardır aşklara tanıklık eden Zemuri Taşları’nın kıyısında Dahil olduk, suyun sakladığı sevdalara Elbet, sana da bana da ölüm var bir gün Oysa, suyun yolculuğu sürdükçe Aşk daima var olacak… Kitap: LİMYRA Zemuri Taşları Likya Bölgesi’nde Limyra Antik Kenti’nin gizemli sularında yapılan arkeolojik araştırmalar Yazar: Jürgen Borchhardt Yayınevi: Arkeoloji Sanat Yayınları Kitabı öneren Arkeolog Ünsal Özçakır Ağabey’ime minnetle… Yazı ve fotoğraf yaprakayse Okumaya devam et LİMYRA Zemuri Taşları

Bir Orman Hikayesi

“… Ben bir gün bu dağ köyünde Duyulacak en güzel sesi duydum, Rüzgâr, yüzyıllık ağaçların kalbinden, Meşelerin, köknarların, pırnalların Gizli sazlarından haber verdi, Yitmiş ormanların acısını dinledim, derinden…” (Ceyhun Atuf Kansu; “Dağ Köyü”) -Orman bizim her şeyimizdir delikanlı, anamız, babamız, evimiz…- diye, yanımda oturan ihtiyar anlatmaya başladı. Alacakaranlık gittikçe artıyordu. Güneş, aşağılarda uzanan ovadan tamamen çekilmişti. Yalnız arkamızdaki büyük ormanda, ağaçların üstüne atılmış kırmızı bir çuha gibi rüzgarla hafif hafif kıpırdıyordu. Biraz sonra büsbütün kayboldu. Ve o anda her şey değişiverdi. Şimdiye kadar yaşayan, kımıldayan, ses çıkaran ova artık ölüydü ve beyaz, ince bir sisle örtülmeye başlamıştı. Buna karşılık orman … Okumaya devam et Bir Orman Hikayesi

Sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin!

Bahçe mimarı Mevlüt Baysal anlatıyor: “Çankaya Köşkü’nde, bahçesini yapıyordum. Bir gün Atatürk, yaveri ve ben bahçede dolaşıyorduk. Çok ihtiyar ve geniş bir ağacın Atatürk’ün geçeceği yolu kapadığını gördük. Ağacın bir yanı dik bir sırt, diğer yanı suyu çekilmiş bir havuzdu. Atatürk, havuz tarafındaki kısma yaslanarak karşı tarafa geçti. Derhal atıldım: – Emrederseniz derhal keselim Paşam. Bir an yüzüme baktı, sonra: – Yahu, dedi, sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin!” Niyazi Ahmet Banoğlu Okumaya devam et Sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin!

Bu köy okulunun bahçesinde artık çocuk sesi yok..

Bu köy okulunun bahçesinde artık çocuk sesi yok. Oysa on yıl önce bu yoldan, yüzleri gülen çocuklarla birlikte, içimize sığmayan bir mutluluk hali ve huzurla “Side Doğa Gönüllüleri” olarak hep birlikte topladığımız epeyce bir yardım malzemesini taşıyorduk. Okulun ilk kez kitaplığı olmuştu. Konuşma yaparken çocuklardan tek isteğim okumaları ve yerimize geçmeleri, daha iyiye yürümeleri olmuştu. Yıllar sonra çocuklarıma ne olmuş, okuyorlar mı diye haber almak istedim. Okulun kapısına vardığımda her şey yerli yerindeydi ama çocuklardan iz yoktu. Karşı evde oturan köylülerden bir teyzeyle konuştum. On yıl önceki fotoğraflardan gösterince, şu yanındaki benim oğlan dedi. Kızlar okuyorlarmış, erkekler okumadı dedi. Okumayan erkeklerin … Okumaya devam et Bu köy okulunun bahçesinde artık çocuk sesi yok..

Masal dünyamız bu mu?

“Devran değişti çocuğum!/ Ekmek kokulu sevgi nerde?/ Masal dünyamız bu mu?/ İki gözü iki çeşme.” (Oğuz Tansel) Tırlar dolusu limonlar taşınıyor, soğuk hava depoları boşaltılıyor. Oysa daha yeni bitmişti hasat kamyonlarının seferleri. Depolarda bile çok kısa sürede bozulmaya başlamış ürünler. Mümkün olduğunca az zarar görmek için elden çıkarıyorlar. Çünkü kuraklık ürün kalitesini etkilemiş. İklim değişikliği artık geliyorum demiyor, tam da bu anda. Bu nedenle, ilerleyen aylarda limonun fiyatının yüzümüzü ekşitmeye yeteceğini söylüyorlar. Nar ve portakal ağaçlarını söküyor üretici çünkü para etmiyor. Azbuçuk ürettiklerini satan yaşlı bir teyzem diyor ki, kızım şimdi portakal yenmez. Üstüne bir yağmur yağması, sineklerini öldürmesi lazım … Okumaya devam et Masal dünyamız bu mu?

SON KUŞLAR

Kış, Ada’nın her tarafında yerleşebilmek için rüzgârlarını poyraz, yıldız poyraz, maestro, dıramudana, gündoğusu, batı karayel, karayel halinde seferber ettiği zaman; öteki yakada yaz, daha pılısını pırtısını toplamamış, bir kenara, oldukça mahzun bir göçmen gibi oturmuştur. Gitmekle gitmemek arasında sallanır bir halde, elinde bir pasaport, çıkınında üç beş altın, bekleyen bu güzel yüzlü göçmen tazeyi benden başka bu Ada’da seven hemen hiç kimse yoktur, diyebilirim. –Övünmek için değil- Herkesin yeni başlayacak olan altı-yedi aylık soğuk hayata kendini şimdiden alıştırmak ve hazırlamak için bir şeyler yapmaya çalıştığı öyle günlerde ben, tembelliğim, hep kaçanı kovalama huyumla yazın, o güzel göçmenin peşine düşmüşümdür. Nerede … Okumaya devam et SON KUŞLAR

Dürüstlük, Sevgili Çocuğum…

2000’Lİ YILLARDA Dürüstlük, Sevgili Çocuğum… Dürüstlük insan ahlakının temelidir. Ama dürüstlük nedir? Yalan söylememek, kimseyi aldatmamak, kendi çıkarı için başkalarını kandırmamak, olduğundan başka türlü görünmemek dürüst olmak için yeterli midir? Değildir sevgili çocuğum. Çağımızda bunlar da kalmadı elbette ama dürüstlük bunlardan çok daha fazla, bunlardan çok daha başka bir şeydir. Dürüst olmak, gerçekleri kabul etmektir. Dürüst olmak, her şey ve herkes için aynı ilkeleri geçerli kılmaktır. Dürüst olmak, her zaman ve her koşulda doğru bildiğinin yanında olmaktır. Bunlardan ötürü de dürüst olmak çok zor bir şeydir. Dürüst olmak en başta cesur olmayı gerektirir. Cesur olamadan dürüst olamazsın. Yalnız kalmayı göze … Okumaya devam et Dürüstlük, Sevgili Çocuğum…

Kim demiş Ağaçlar Okuma-Yazma Bilmez!

KİM DEMİŞ AĞAÇLAR OKUMA-YAZMA BİLMEZ DİYE Belki Bir Gün Nobel Ödülü Bile Alabilirler Bu yazı ağaçları bilmenize, tanımanıza yardımcı olarak, ciğerlerimizin yanmaması konusunda daha etkin çaba göstermenize, sorumluluk yüklenmenize katkıda bulunabilmek amacıyla kaleme alındı.. Yanan Ağaçlar mı, Ciğerlerimiz mi? Bu … Okumaya devam et Kim demiş Ağaçlar Okuma-Yazma Bilmez!

HES artık!

‘Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, Dedem Korkut ile Ninem Umay beşiğimi tıngır mıngır sallar iken’ diye başlayan eski Türk masallarında, uzak çok uzak diyârlarda, ailesini soğuktan korumak için ağaç kesmek zorunda kalan eski Türk, önce, o ağaçtan özür dilermiş. Ağaca, ihtiyacından fazlasını kesmeyeceğine, bundan böyle yediği her yemişin çekirdeğini, tohumunu aynı yerlerde toprağa gömeceğine söz vererek, ağacın canına ve onu yaratan güçlere dua edermiş. Yine aynı masal veya efsanelerde, hayatta kalmak için bir hayvan avlamak zorunda kalan eski Türk, hayvanı öldürmeden önce ondan özür diler, ihtiyacından fazlasını öldürmeyeceğine, yiyemediği eti diğer hayvanlara vereceğine söz verirmiş. Isındıktan ve doyduktan sonra … Okumaya devam et HES artık!

Sen korkmuyor musun! Nükleer öldürür!

Çocuklarımız ve yeryüzünün geleceği için temiz ve barışcıl, tükenmez kaynaklı enerjiyi (güneş, rüzgar gibi), doğaya ve insanlara zarar vermeyecek uygulamalarla yaşama geçirmekten başka yolumuz yok… Ülkemizde bir nükleer kaza olduğunda hepimiz tüm canlı yaşamını tehdit eden radyasyonun etkileriyle anında ve … Okumaya devam et Sen korkmuyor musun! Nükleer öldürür!

Denize kavuşamayan nehirlerimizin kaynağı ağlayan çayırlarımızdır..

“Dün gece rüyamda, sevgimizi benzettiğimiz nehrin kaynağını bulmak için, birlikte yola çıktığımızı gördüm. Yaşlı bir adam yol gösteriyordu. İlerledikçe nehir küçüldü ve küçük derelere bölündü. Aniden, çok uzaklarda, karla kaplı dağların üstünde, yaşlı adam bize yaban otlarının bittiği gölgeli ve nemli bir toprağı işaret etti. Her çim yaprağı, bir parça çiy tutuyordu ve hepsi bir süre sonra çiy damlasını, yumuşak toprağa bırakıyordu. “Bu çayır” dedi yaşlı adam; “nehrin kaynağıdır.” Sen uzandın ve ıslak çimlere dokundun. Elini kaldırdığında birkaç damla yuvarlandı ve gözyaşları gibi toprağa düştü…” Theodoros Angelopoulos (Ağlayan Çayır) “Hiçbir şey sona ermedi, ermez de… Hiçbir şey asla sona ermez…” … Okumaya devam et Denize kavuşamayan nehirlerimizin kaynağı ağlayan çayırlarımızdır..

Hatırla!

Sen “ Varım” dediğinde, önce ben sana kucak açtım ey insanoğlu… Yemek, giymek, içmek istedin… Ocağımda ne varsa sundum, yedin. Kucağımdakileri iplik iplik çekip giydin. Sana okyanuslarca su bağışladım, içtin… Dost bildiğimdin. Güvencemdin önceleri. Sen verdin, ben çoğalttım. Çoğalttım da yine sana geri verdim. Bu muydu karşılığı ey insanoğlu? Sana açtığım ovalarıma, çayırlarıma, ormanlarıma, kara bacalı, kara suratlı fabrikalar diktin. Hem beni, hem sevdiklerimi, hem de kendini zehirledin! En kıymetli dostlarını, kendi isteklerin uğruna feda ettin. Etini sütünü aldığın, yükünü taşıttığın masum yardımcılarına dirsek çevirdin. Yetmedi bana ve dostlarına yaptıkların; şimdi de kendine döndürdün öfkeni. Bir aylık bebekleri bir mermiye, … Okumaya devam et Hatırla!

Doğa’nın dilini anlamak

Çocuklarımız artık doğada fazla zaman geçirmiyor. Açık havada koşturamıyor, arkadaşlarıyla serbest oyunlar oynayamıyorlar. Günümüzde binlerce çocuğun oyundan ve doğadan mahrum bir şekilde büyümesi neşeden, yaratıcılıktan, eleştirel düşünceden yani insan olmayı değerli kılan pek çok şeyden yoksunlaşmalarına neden olmaktadır. Git gide … Okumaya devam et Doğa’nın dilini anlamak

Yeryüzü seni seviyorum..

“ve acıdan dili tutulunca insanın, bir tanrı çektiğimi anlatayım diye bana dil vermiş.” (Goethe) Dün gece ayışığı okşarken öpmüştüm bir çiçeğin yapraklarını, Uyandım ki gözbebeklerimin içinde çiçeğe durmuş, gülümsüyor güneşe güneşe.. Anımsattı yanaklarımdan süzülen yaşlar; Gerçekler ne kadar gerçekse, yalanların da o kadar gerçek olduğunu bilmenin acısını ya da iki kuşun gönülçelen şarkılar söyleyişini dinlemenin mutluluğunu.. Bu dünyada bir damla gözyaşı varsa, umut var demektir.. Ömrümüzden geri kalan her günü, yeryüzünü yalnız kendisine ait sanan insanoğlunun, bağrında yaşattıklarıyla eşsiz olan Anadolumuz ve hepimiz için en kıymetli hediye olan gezegenimizde yarattığı yıkıma tanıklık ederek tamamlıyoruz. Ve de birbirine kıyışına.. Ah be … Okumaya devam et Yeryüzü seni seviyorum..

Çocuk Eğitiminde Hayvan Özgürlüğü

“Bir insanın bakış açısını değiştirmek, o insana yeni bir dünya armağan etmektir…” Eğitimin tanımında ısrarla vurgulanan bir nokta, davranışlarımızın “kalıcı izli” olması gerektiğidir. Yani bir çocuğun aldığı eğitim, onun yetişkinlik yaşantısında sergileyeceği davranışların temel belirleyicisi olacaktır. O nedenle bugün “hayvan … Okumaya devam et Çocuk Eğitiminde Hayvan Özgürlüğü

ANADOLU KÜLTÜRÜNDE ZEYTİN AĞACI

Zeytin neden barışın sembolüdür. Halk hekimliğinde yatıştırıcı, tansiyonu ve kan şekerini düşürücü olarak kullanılır. Savaşı başlatan hiddeti engelleyen bir ağaçtır zeytin. Felsefe ve bilgelikle de özdeşleştirilir. İşte böyle sihirli bir ağaçtır. Bahçenizden zeytin ağacını, mutfağınızdan zeytinyağını, kitaplığınızdan ise bilimi ve felsefeyi eksik etmeyin, sükûnet ve bilgelikle bekleyin, bilgi ve cesaretin gücüyle karanlıklar mutlaka çıkacaktır aydınlığa. ‘ÖLMEZ AĞAÇ’ ZEYTİN / HASAN TORLAK Zeytin, çok uzun süre yaşayabilen, 10-15 metre boylanabilen ve her dem yeşil bir ağaçtır. Ülkemizde iki çeşit zeytin yetişmektedir. Bunlardan birincisi delice adı da verilen yabani zeytin Olea europaea var. sylvestris’tir. Bu çeşit ancak aşılandığı takdirde verimli olur. İkinci … Okumaya devam et ANADOLU KÜLTÜRÜNDE ZEYTİN AĞACI

İklim Değişikliği En Büyük Tehdit

Küresel Isınma: 2100 yılıyla birlikte dünyanın çoğu kısmı 45 santigratlık şiddetli günlük sıcaklıklarla karşı karşıya kalabilir Araştırmacılar uyarıyor, içinde bulunduğumuz yüzyılın sonunda, sera gazlarının günümüzün iki katından daha yüksek seviyeye çıkmasıyla birlikte yaz mevsimi günlük sıcaklıkları dünyanın “büyük kısmında” 45 … Okumaya devam et İklim Değişikliği En Büyük Tehdit

Nasıl olur da!

“Muhtemelen bu dünyɑ üzerinde gelmiş geçmiş en zeki yɑrɑtıklɑrız. O zɑmɑn nɑsıl olur dɑ, bu çok zeki yɑrɑtıklɑr sɑhip olduğu tek evini yok ediyor.” / Jane Goodall (primatolog, etolog ve antropolog, dünyanın en ünlü şempanze uzmanı ve doğal kaynakları koruma gönüllüsü) Steve Cutts tarafından hazırlanan Man adlı kısa animasyon filmi günümüz gerçeklerini yüzümüze çarpıyor. Bu bizim hikayemiz, sonunu yazmak bizim elimizde… Okumaya devam et Nasıl olur da!

İnsan Kirlenmesi

Sen yarım kalmış bir aşkın Kaçınılmaz sürgünü, Katlanan göğsündeki kayaya. Sen orda şimdi bir hüznü köpürt, Ben bir çocuğa su vereyim burada. Metin Altıok İNSAN KİRLENMESİ Koca derya kirlenir mi hiç! Akarsu pislik tutmaz. İşte size kulağınızda yer etmiş çocukluğumdan kalma bazı sözler. O zamanlar bu sözlere tartışılmaz doğrular olarak bakılırdı. Ama günümüzde koca derya bakın nasıl da kirlendi. Akarsu pislik tuttu alabildiğine. Çevre kirlenmesi öyle büyük boyutlara ulaştı ki, bu konuda en duyarsız kişileri bile kaygıya düşürdü. Kirlilik önlem alınması gereken en yaşamsal sorunu haline geldi dünyamızın. Bugün aklı başında herkes çevreyi koruma konusunda yıllar önce gösterilmesi gereken bir … Okumaya devam et İnsan Kirlenmesi

Sevgiye yer kalmadı mı?

… İnsan ruhu da doğanın bir parçasıdır ve doğa gibi boşluk kabul etmez. İçinde sevgiyi barındıramayan insan nefretle dolar ve insanlıktan uzaklaşır. Nefret etmeden birine kötülük yapamazsınız. Nefret etmeden birini öldüremezsiniz. Nefreti içinde barındırmak isteyen insan önce kendisinden nefret etmek zorundadır. İçinde nefreti yaşatan insan yüreğindeki sevgiyi kovmuştur. Artık onu bulması çok zordur ve bunun ağır bedelini ödeyecektir. Sevgisizlik ağır bir yüktür ve insan bundan kurtulmak için çok kötü şeyler yapar. Acımak sevgi değildir, üstünlüğün kabulüdür. Hoşgörü sevgi değildir, istemediğine katlanmaktır. Bağımlılık sevgi değildir, gereksinmenin karşılanmasıdır. Sevgi, değer vermesini bilmektir. Sevgi, yaşama hakkını kabul etmektir. Sevgi, varolmaktan kıvanç duymaktır. Sevgi, … Okumaya devam et Sevgiye yer kalmadı mı?

öyle işte…

Yeryüzünde asla savaşmak istemeyeceğin iki güç var: Biri doğa ana, diğeri ise aşk! Biz olduk, dışarda güneş henüz suların üstünde oynarken. Gövdelerimiz ve ruhlarımızdan, yeryüzünün bütün ırmaklarının aktığı o ilk gecenin ardından, yine henüz güneş yaprakların üstünde oynarken koklayarak öptüm, aşk ve hamur kokan avuçlarını. Bütün varlığımı dudaklarımda toplayıp.. Ekmek gibi sıcak, kuruyan dereler gibi utangaç, suya hasret dudaklarımla.. Öptüm. Gözlerinde dağların ve göllerin ve de bozkırların ışığıyla yüzümü okşarken.. Ve yaşam boyu ışık olsun diye canının canına, siyah kelebeğimden canıma kalan uğur böceğimi, ömrümün kalanıyla beraber usulca emanet ettim avuçlarına.. Öyle.. Yazı: Yeryüzü Ağacı Görsel: Orijinal Resim Tomasz Alen … Okumaya devam et öyle işte…